Şiir

Yazmayı Öğrenince

Sümerlilerden bütün bunlar için özür dilerim
Tüm kapılardan
Yanlış anahtarlarla yorulan
Freud.
Freud’tan özür dilerim
Kafasını şişirdiğim o papatyalardan da
Çokgenler
Keşke sizin için elimden bir şeyler gelse
Uykuluyum hep
Sahi zıttı neydi bunun?
Elimin üzerinde üç dört kere dolaşan uğur böceği
Elimi çevirerek hep düz gibi yaptım
Özür dilerim
Yarım bırakılan kitaplardan
Kimbilir hangi sonun sahibisiniz
Dedeme dur diyemedim
Vişne ağacı.
Bedenine saldıran kurtlara dur diyemedim
Ölüm enter tuşu kadar yakın bana
Hilesi de yok bu oyunun 
Mecburum ait olduğum levela
Maarif takviminde kız erkek çocuk adı
Hep sen ve ben
Yaşıyoruz aşkımızı gizli saklı
Bulamasınlar bizi diye

Değiştiriyoruz her gün adımızı
Ama özür dilerim işte
Bu kadar bağır çağır olduğumdan
Elimden geleni ardıma koyduğumdan
Korktuğumdan
Ayakta durmam gerektiği yerde
Ellerine dolanıp düştüğümden
Durmam gerektiğini bildiğim yerde
Gözlerine inanıp güldüğümden 
Bütün bunlar için özür dilerim 
Senden ve Sümerlilerden.

             

İsmail Doğan

Beni tanımıyorsun. Bu yüzden gözlerimin daha önce açılmamış bir zarfın mührü olduğunu, aklım ve kalbim arasındaki o yolun çıkmaz sokak olduğunu bilmiyorsun. Tavizler kulağıma hoş gelen yalanlarım. Edindiğim tecrübeler hakimi ve sanığı olduğun davada salonu dolduran sessiz karanlığım. Beni tanımıyorsun... Koşar adım yürürüyorum ben her yere. Geç kaldığım bir yer felan da yok. Telaş ve korku sinmiş içimdeki duvarlara. Her geceden her sabaha kendimi ben uğurluyorum. Her kapının arkası kadar aynı ve yalnız günlerde, hayatın ortasına bir daire çizip içinde bekliyorum. Seviyorum beklemeyi. Her dakikası bir başka şarkı. Her dakikası bir başka şarklı. Zaaflarımın her biri sırtımta taşıdığım tabutumun çivileri. Günün birinde el değmemiş bir ırmak keşfetmek umuduyla yol alıyorum. O gün geldiğinde tabutuma girmek ve serin sularda kaybolmak istiyorum.. Elbette mutlu son kadar uçarı dileklerim var benim de... "Beni tanımanızı çok isterdim." Eli kalem, kalbini kan tutan bir çocuğun oyuncakları arasında, mevziye dizdiği kurşun askerlerden biriyim sadece. Kendi hayatı önünde diz çökmeye meyyal, gözlerini kapatınca beyninde flaşlar çakan, kendi yazdığı masaldaki umacıyı oynayan bir garibim ben. Kendime açıklama getirip durmaktan yorgunum. Ne Ronaldo kadar sert vurabilirim topa ne de Caravaggio gibi resim yapabilirim. Ama bazı şeyler kafanızda aydınlık kazanacaksa şunları şerh düşeyim. Evet çaya iki şeker atıyorum. Evet birinin bakışlarındaki samimiyeti yakalarsam ayakkabılarıyla dahi olsa gösümdeki kapıdan girmesine izin veriyorum.  Bir söylence kadar asılsız olmak isterdim bu coğrafyada. Ya da gecenin biri olmak. Ve yahut kayıp derili ırkının son temsilcisi... Sahi sözlerim hangi renkti?

Öncekiİki
SonrakiKangülcingece