Şiir

Velhasıl

Anlatılan hikâye bir büyük gölgenin
Üzerinde ince bir tül gibi geçtiği yolların
Sefer sayan uçaklar,
Son şafağını dolduran son asker
Kediler ve saksı üzeri sokaklar, evler.
Hem varmışız hem çokmuşuz, yalanlar.
Talan edilmiş bin bir koku bin bir renk
Yaylaların yanaklarını, dağın kalbini.
Ey sen
Bu hikâyenin tam ortasında ayraç içi.
Çok kızıyorum kendime ne çok isterdi seni
Sonra korku… ya ben de bırakıp gidersem beni!
Döndüm konuştum onunla velhasıl dedim ki:
-Keşke Nefertiti de cumhuriyeti görebilseydi.
Kavanoz kavanoz acıyı bıraktık altıncı kattan aşağı
Sonra sigara… küllükteki yorul-gan bir atın külleri.
Ve ben
Mesela bugün
Bir çocuk daha sökerse okumayı
Alzheimer hastası bir genç daha unutursa yaşamayı
Şiir yazacaktım sana.
Sonra bir kafede bir akşam mesela
Sırası bir türlü gelmeyen,
Sıradan bir şarkı çalacaktı senin için.
Akşam ki karnında güneşi taşıyan bir anne gibi zulmet
Gündüz ki zulmetin adı kubbe-i semada gök mavi
Yılların eskitemediği…

             

İsmail Doğan

Beni tanımıyorsun. Bu yüzden gözlerimin daha önce açılmamış bir zarfın mührü olduğunu, aklım ve kalbim arasındaki o yolun çıkmaz sokak olduğunu bilmiyorsun. Tavizler kulağıma hoş gelen yalanlarım. Edindiğim tecrübeler hakimi ve sanığı olduğun davada salonu dolduran sessiz karanlığım. Beni tanımıyorsun... Koşar adım yürürüyorum ben her yere. Geç kaldığım bir yer felan da yok. Telaş ve korku sinmiş içimdeki duvarlara. Her geceden her sabaha kendimi ben uğurluyorum. Her kapının arkası kadar aynı ve yalnız günlerde, hayatın ortasına bir daire çizip içinde bekliyorum. Seviyorum beklemeyi. Her dakikası bir başka şarkı. Her dakikası bir başka şarklı. Zaaflarımın her biri sırtımta taşıdığım tabutumun çivileri. Günün birinde el değmemiş bir ırmak keşfetmek umuduyla yol alıyorum. O gün geldiğinde tabutuma girmek ve serin sularda kaybolmak istiyorum.. Elbette mutlu son kadar uçarı dileklerim var benim de... "Beni tanımanızı çok isterdim." Eli kalem, kalbini kan tutan bir çocuğun oyuncakları arasında, mevziye dizdiği kurşun askerlerden biriyim sadece. Kendi hayatı önünde diz çökmeye meyyal, gözlerini kapatınca beyninde flaşlar çakan, kendi yazdığı masaldaki umacıyı oynayan bir garibim ben. Kendime açıklama getirip durmaktan yorgunum. Ne Ronaldo kadar sert vurabilirim topa ne de Caravaggio gibi resim yapabilirim. Ama bazı şeyler kafanızda aydınlık kazanacaksa şunları şerh düşeyim. Evet çaya iki şeker atıyorum. Evet birinin bakışlarındaki samimiyeti yakalarsam ayakkabılarıyla dahi olsa gösümdeki kapıdan girmesine izin veriyorum.  Bir söylence kadar asılsız olmak isterdim bu coğrafyada. Ya da gecenin biri olmak. Ve yahut kayıp derili ırkının son temsilcisi... Sahi sözlerim hangi renkti?

ÖncekiGecenin Kıyısında
SonrakiPuro İçen Şair Gangster Olur mu?