Öykü

Vazife

Son vazifeden sonra ödüllendirileceğim söylenmişti. Sağ göğsüme ağır gümüş bir madalya takılacaktı. Ağır diyorum çünkü madalya herkesin kaldırabilip dik yürüyebileceği cinsten değil!

Beni düşündüren madalyayı hak edip etmediğim değil, nasıl taşıyabileceğimdi. Çünkü belli bir yaştan sonra sönen göğsüm ve çöken omurgamla bu madalyayı taşıyabilmem, taşısam bile dik durabilmem pek mümkün değildi. Üstelik tören de yapılacakmış! Bu yaştan sonra bunca gürültüye ve kalabalığa nasıl katlanırım?!

Hem son vazifemde bir hayli yıpranmış, hatta yaralanmıştım. Eskimiş belleğim beni yanıltmıyorsa topallamam bu yüzdendi. Bu tuhaf durum beni geçmişe götürmüştü… İlk muvaffakiyetimdeki sevincimi ve o zaman takılan gümüş madalyayı nasıl taşıyabildiğimi hatırladıkça gözlerim dolar. Madalya da ne kadar ağırmış, şimdi elime alınca anlıyorum… Hayret, nasıl taşımışım onca ağırlığı yıllarca göğsümde! Kamburumun sebebi de bu yüzden olsa gerek! Daha fazla taşıyamayacağımı anlayınca kenara bir yere kaldırıvermiştim. Tabi bu da hayli zor olmuştu!

Anıların ölümcül serinliğini yaşadığım bir günün ardından madalyayı nereye kaldırdığımı unuttum! Gerçi hangi görevin sonunda aldığımı da hatırlamıyorum! Çeşitli rivayetler var vazifemin ne olduğuna dair ama en doğrusu arşivlere bakmak.

Arşivdekileri okumak da pek meşakkatli! Belki aklınıza takılmıştır; vazifeyi öğrenmem neye yarayacak? Hiçbir işe yaramayacak tabi! Sadece koyduğum yeri unuttuğum bir madalyayı niçin aldığımı soranlara “cevap” olarak işe yarayabileceğini düşünüyorum. Ama artık ne bunu soran, ne de önemli olduğumu bilen var. Peki, ben niçin ödüllendirilecektim?

Son vazifemi yaptığımda eylemi gerçekleştirenin ben değil de bir başkası olduğunu zannetmişler. Galiba bayağı genç gösteriyorum! Tabi posterlere çizilen halimle öyle olsa gerek!

Öte yandan hükümdar vazifeyi verirken beni görmemişti bile. Önce bir kâğıda yazıp haberciye vermiş… Haberci de kâğıdı bana getirdi… Ben de muvaffakiyetle vazifemi yerine getirdim.

Propagandacılar ise beni eski ben zannettiklerinden olsa gerek -ki hepsi beni tanımayacak kadar gençti!- posterlere bir değil, iki madalya taşıyabilen; kuvvetli, yiğit ve genç bir memur olarak çizmişlerdi.

Velhâsıl; madalyayı alacağım belli olduğunda törene belim bükük madalyasız katılarak herkesi hayal kırıklığına uğratacağımı biliyorum. Ama ne yapayım? Ne vazife, ne de doğa birbiriyle geçimli!

Önceki ihtiyar memurlarda da aynı şey yaşanmıştı. Ama törenin şatafatı tüm hayal kırıklıklarını unutturuyordu! Mesela birinde -çok küçüktüm hayal meyal hatırlarım- hükümdar, yaşlılığından ötürü tökezleyip düşen memurun ayağa kalkmasına yardımcı olmuş, marşlar eşliğinde madalyayı göğsüne takmıştı. Kalabalık, marşlarla kendinden geçtiğinden olanların farkında bile değildi! Sonra ihtiyar memur, ağır gümüş madalyayı zorlukla taşıyarak iki büklüm kalabalığın içinde kaybolurken yavaş bir telaşı vardı ki hatırladıkça gözlerim dolar!

Aslında sırf bir gün böyle olacağından bu mesleği seçmek istememiştim fakat arkadaşlarımın benim hakkımda bir değil, iki değil, tam üç madalyayı taşıyabilecek kuvvette olduğumu iddia etmeleri kandırılmama yetmişti. Seçmelere gittim… İmtihanlara girdim… Ve muvaffakiyetle netice aldıktan sonra bugüne kadar ki zorlu yıllar yığınını aşıp bir hayat ve madalya kaybederek belki de şimdikini almaya hak kazandım!

Ama şimdilik hiçbir şey belli değil… Ne madalyayı alabileceğim, ne de o kadar uzun yaşayabileceğim!.. Bana sorarsanız taşımak zorunda kalacağım ağır bir madalya yerine ölmeyi tercih edebileceğimi söyleyebilirim.

             

Doğuhan Dağ

1986 yılının 9 Ocağında Sivas'ın Kangal ilçesinde doğdu. Aslen Kırşehir Akçakent'lidir. Çocukluğu muhtelif yerleşkelerde geçti, bu sebepten kendini bir yere ait hissedemedi. Ama en çok Çorum'un Osmancık ilçesini sevdi. Üniversite yıllarını Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde Antropolojiyle geçirdi. Mezun olmasına rağmen hayatının yarısı Antropoloji, diğer yarısı da muhtelif amaçlar içindir. Edebiyatla münasebeti fazla eskiye gitmez (8-9 yıl). Masal Fanzin'de "Ölü Cenin" ismiyle yazmışlığı vardır. Yazmayı, okumayı, koşmayı ve bisiklete binmeyi sever.

ÖncekiÇocukluktan Kalan
SonrakiAsit Ev