Pençe İzi

Varoldukça

İnsan türü, aklının yettiği ve doğayı kullanmayı öğrendiği dönemden itibaren, eskiye nazaran daha rahat bir yaşama geçiş yapmıştır. Toplum içi emniyetini ahlakla, türün doğaya karşı korunumunu da teknik ile sağlayan atalarımız, bundan sonraki zamanlarını daha çok varlığı sorgulayarak ve gerçeği “çarpıtarak” geçirmişlerdir. Çarpıtmak, mağara duvarlarındaki insan biçimli tuhaf resimlerden, hayvan taklitlerinden oluşmuş törensel danslara ve sözlü edebiyata kadar örneklerle desteklenebilir.

Felsefe ise burada insanın merak ağacının bir meyvesi olarak ortaya çıkmaktadır ve yukarıda bahsedilenlerle aynı kaynağa sahiptir: Meraka. Felsefenin tarihine baktığımızda ilk filozof olarak Thales gösterilse de kanaatimce ilk filozof, tarih öncesi  dönemde sorgulama ve sonuca gitme cesaretini gösteren biriyle başlar. Kim olduğunu bilen yok, olacağını da sanmam. Bu arkadaş, o zamanlar neyin felsefesiyle meşguldü, ne düşündü ve ne elde etti? Bilemeyiz haliyle… Söyleyebileceğimiz tek şey; arkadaşımızın basit bir sistem ile bu işe başladığı olabilir. Sistem dediysem de öyle karmaşık bir şey değil, p => q (p ise q) olsa kâfi! Çünkü düşünce sistematiğinin temelinde bu mekanizma vardır.

Sistemli düşünmeye başlayan insan, sorgulamaya başlar ve kendince cevaplara ulaşır. Elde ettiği cevaplar ilerleyen teknikle, keşiflerle ve büyük toplumsal değişimlere paralel olarak değişiklikler gösterir. Bir yerden sonra düşünülenlerin aktarılması ve geliştirilmesi gerektiğinden, özelleşmelerin ortaya çıkması gerekir. Bu özelleşme sorulardan çok pratik cevapları vermeli, cevapların edinilmesinde belirli yöntemleri barındırmalı ve değişebilir olmalıydı. Tüm bu ihtiyaçlara karşılık merak ağacı yeni meyvesini vermişti; bilim…

Felsefe, sorgulayarak bilimin başlatıcısı olmuş. Bilim ise kazandırdıklarıyla felsefeyi desteklemiştir. Yüzyıllar boyunca filozoflar ve felsefe akımları ortaya çıkmıştır. Hepsi de felsefenin belirli sorularına cevap verme çabası içindedir. Çok eskiden kalma bu sorular, artık derlenerek belli gruplara ayrılmış ve felsefenin alt dalları ortaya çıkmıştır. İşin güzel tarafı, bu sorular varlığını sürdürmektedir. İnsan varolduğu müddetçe de sürdüreceğe benziyor. Elbette bilim için de aynı şey söylenebilir.

Gelebilecek itirazlar şöyle olabilir; “Bilgiye bu kadar kolay erişildiği ve insanların artık merak etmediği bu çağda kim uğraşır bunlarla?” yâ da “İnsan artık doğaya tam hâkimiyetini sağladı. Yeryüzü bitti, uzaya gözünü dikti! Bilimle edinilen bütün bu kazanımlar, felsefeyi gereksiz kıldı. Dolayısıyla artık bu işlerle uğraşan kalmadı!” Hepsi dikkate alınıp düşünüldüğünde anladığım tek şey vardır; modern insanın umutsuzluğu!

Ekseriyette görülen bu umutsuzluk; dinle, ideolojiyle ya da hazcılıkla bastırılmaya çalışılmaktadır. Fakat çare bu değildir! Öncelik, insan gizil gücüne inançtır. Milyonlarca yıllık zorlu evrimsel süreçte hayatta kalmayı başarabilmiş, teknik olarak ilerlemiş; ve tanrılar, krallıklar yıkıp tarihi inşa etmiş bir tür böylesine umutsuzluğa düşerse, felsefenin ders kitaplarında kaldığını zanneder ve zannettirir! Hâlbuki insana esas haz veren, insanı insan yapan şeyler üretmek ve paylaşmaktır. Günümüzde insanın tam hürriyetinin sağlanamaması (gizilgücün bastırılması)  bireyin, herkesi kendi gibi zannetmesini sağlar. Yani ki kendi üretemiyordur, teknik üretmiştir. Düşünemiyordur, merak etmiyordur. Merak etmiyordur, gerek duymuyordur. Bu gibi zincirlemelerle birey, düşünmekten ve üretmekten uzak kalır. Modern çağın konforu, merakı ve eylemi yavaş yavaş felç eder. Gün gelmiş bir bakmış ki nerede tarihte yazılanlar, nerede şimdiki zaman! Yozlaşma mı desin, yanlış iktisadi usullere mi suç bulsun, kendine mi suç bulsun? Bir karmaşa ki öyle böyle değil!

Biz varoldukça yaşayacak olan felsefeye, yani ki ortak mirasımız olan gizil gücümüze, inanın. Sorgulamaktan ve değişimden korkmayın. O zaman göreceksiniz ki; insanlık neler yaratabilecek kabiliyettedir ve bu kabiliyet, insan türü varoldukça devam edebilecektir.

             

Doğuhan Dağ

1986 yılının 9 Ocağında Sivas'ın Kangal ilçesinde doğdu. Aslen Kırşehir Akçakent'lidir. Çocukluğu muhtelif yerleşkelerde geçti, bu sebepten kendini bir yere ait hissedemedi. Ama en çok Çorum'un Osmancık ilçesini sevdi. Üniversite yıllarını Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde Antropolojiyle geçirdi. Mezun olmasına rağmen hayatının yarısı Antropoloji, diğer yarısı da muhtelif amaçlar içindir. Edebiyatla münasebeti fazla eskiye gitmez (8-9 yıl). Masal Fanzin'de "Ölü Cenin" ismiyle yazmışlığı vardır. Yazmayı, okumayı, koşmayı ve bisiklete binmeyi sever.

ÖncekiYarım
SonrakiTakıntı