Öykü

Uyuyan Güzel

Ali Yılmaz; 43 yaşında…
Bir sabah terler içinde uyanmış…
Ali Yılmaz; devlet dairesinde çalışıyor. Veznedar. Sefer tası taşıyor hâlâ. Eski bir vosvosu var; aksırıp duruyor meret; babasından kalmış, o yüzden satamaz; çok bozulur babası da, tükürüverirmiş yukarılardan…
Ali Yılmaz; memur…
22 senedir ilk defa saat çalmadan önce uyanmış. Sırılsıklammış adam. Sanki suya batırıp çıkarmışsın. Çok şaşırmış kendine. Çok utanmış.
Ali Yılmaz; evli. 1,71 boyunda, zayıf…
Bir açmış gözlerini, ter içinde yastığı. Tişörtü vücuduna yapışmış. Bir de… Erekte olmuş. Nasıl utanmış nasıl. Çok utanmış. Çok kızmış kendine. Bir utanmış, bir utanmış. Çok şaşırmış. Neyse ki, karısı görmemiş hiçbir şey. Hemen banyoya gidip, elini yüzünü yıkamış. Su bile içmiş çeşmeden.
Ali Yılmaz; son 22 senedir her sabah 07:45’te uyanır. Dişlerini fırçalar uyuklayarak, yüzünü yıkayıp, çapaklarından kurtulduktan sonra mutfağa geçer. Karısı kızartır iki dilim ekmeğini. Bir bardak demli ve şekersiz çay. Bir küçük kase yeşil zeytin, bol limon sıkar üzerine…
Mutfağa gitmiş elinde havluyla. Yüzüne bakamamış karısının. Anlarsa, kahrolur kadıncık. Hızla yemiş kıyıntıyı. Sefer tasını kaptığı gibi çıkıvermiş evden. Paltosunu bile unutmuş askıda.
Ali Yılmaz; mülayim. Her gün veznesinde yer yemeğini. Hiç kalkmaz sandalyesinden. Tuvalete gittiğini bile gören olmamıştır. Hafta sonlarını da evde geçirir. Her ay bir piyango bileti alır. Amorti bile çıkmamıştır yıllardır.
Vosvosa binmemiş o gün. Yürüyerek gitmiş daireye. Hemen oturuvermiş emektar sandalyesine. İnsanlar gelmişler, gitmişler. 186 kişi uğramış o gün vezneye…
Ali Yılmaz; 14 yaşından beri bilfiil çalışıyor; aman efendim, seyyar su ve mendil mi satmamış, bakkallarda çıraklık, atölyelerde ortacılık mı yapmamış… Lise yıllarında hafta sonlarını Galata köprüsünde geçirirmiş. Cuma akşamı bir çıkarmış evden, Pazar akşamüstü, ezan okunduktan sonra anca dönermiş. Balık tutar, balık satar, harçlığını çıkarırmış Ali Yılmaz. O günden beri her ay bir piyango bileti alır. Teselli bile çıkmamıştır yıllardır. Piyangoya verdiği paraları bankada toplasaydı, şimdiye çoktan zengin olmuştu fakir.
O gün mesaisi biter bitmez çıkmış daireden. Hızla yürümüş eve doğru ayaklarını izleyerek. Kimsenin yüzüne bakamamış. Manava bile uğramamış o gün.
Ali Yılmaz; çok terbiyeli adamdır. Kimseye zararı dokunmamıştır şimdiye kadar. Tanıdığı herkes Ali Bey diye hitap eder ona.
Eve girmiş, karısı sofrada bekliyor onu. Hızlıca yemiş yemeğini. Karısının rutin sorularına geçiştirici cevaplar vermiş, gözlerini kaçırmış hep. Sonra da hemen gidip, yatmış. Hastayım demiş karısına, kırgın hissediyorum bugün…
Yatağa girer girmez yorganı çekmiş kafasına ama bir türlü uyuyamamış. Sağa dönmüş olmamış, sola dönmüş olmamış. Efendim kuzular mı saymamış, koyunlar mı otlatmamış, tavşan bile zıplatmış çitlerden ama bir türlü dalamamış uykuya. Baktı olmayacak sayı saymaya başlamış. 3576 derken içinden, gözlerinin önünde uçsuz bucaksız bir karanlık açılıvermiş.
Ve…
Biraz rüzgâr…
Biraz dalga sesleri…
Sonra o büyülü sesi duymuş yine; “Ali Yılmaz… İzle…”
Karanlığın içinde, çoook uzaklarda bir yerde bir kıvılcım sanki. Birkaç saniyeye kalmamış, anlamış her şeyi. Bir sahilde Ali Yılmaz. Tanıdık bir sahilde ama hatırlamadı neresi. Tam karşıdan güneş doğuyor.
Bir çift el sarıvermiş belini. Dudaklar yaklaşmış kulaklarına.
“Seni bekliyordum, hoş geldin.”
Sesi duyar duymaz; aklı gitmiş adamın, sanki kalbi durmuş. Sanki zaman durmuş, rüzgâr, dalgalar, dünya… Bütün şelaleler akmaz olmuşta donup kalmış sanki. Gözlerini kapatmış Ali Yılmaz. İçi sıcacık olmuş.
“Benimle sevişecek misin?”
“Evet,” demiş Ali Yılmaz. “On kere evet… Yüz kere, bin kere evet.”
O an çekip, alıvermiş eller paltosunu. Arkasını dönüp de bakamamış Ali Yılmaz. İçi titremiş. Eller kendisine çevirmiş onu. Gözlerini açamamış Ali Yılmaz. Eller yüzünü okşamış yavaşça. Dudaklar dudaklarına değmiş. Bir aralamış ki pencerelerini; boğazı düğümlenmiş, dili tutulmuş, gözleri dolmuş Ali Yılmaz’ın. Bu kadar güzel bir yüz görmemiş hayatı boyunca. Çekik, Tatar pencereleri olan esmer bir ten… Dolgun dudaklar. Sevgi. Şefkat. Şehvet. Aşk…
Oracıkta sevişivermişler, oracıkta eriyip eriyip akıvermişler birbirlerine. Sıcak sıcak içivermişler nefeslerini. Hücre hücre buharlaşıp, uçuvermişler gökyüzüne…
Ali Yılmaz; yufka gibi adamdır. Bir karıncayı bile incitmemiştir hayatında. Kimsenin tavuğuna kışt dememiştir.
O sabah yine erkenden uyanmış Ali Yılmaz. Kıpkırmızı gözleri. Nasıl mutlu, nasıl huzurlu adam… Gözleri yaşarmış coşkudan. Karısına bir dönüp, bakmış. Kederlenmiş Ali Yılmaz. Nasıl söyler, nasıl açıklar ki meseleyi?
Kahvaltıda açıvermiş yüreğini Ali Yılmaz. Lafı çok uzatmamış, bir kerede söylemiş. Net adamdır Ali Yılmaz. Mert adamdır. Kalbindeki dilindedir. Bin dereden su getirmeyi, detaylarla kafa ütülemeyi hiç sevmez.
“Esma, ben aşık oldum.”
Ne yapsın kadıncık. Kalakalmış öyle. Çok şaşırmış. Bol kızarmış. Sudan çıkmış balığa dönmüş. Bir şaşırmış, bir şaşırmış. Ağzı açık kalmış. Donmuşta çözülememiş kadın. Tek kelime çıkmamış ağzından. Sefer tasını kaptığı gibi çıkmış Ali Yılmaz. Bütün gün esmer dilberini düşünmüş. Özlemden kavrulmuş yanakları. Yangınlar yanmış içinde de kimse söndürememiş. Dönüş yolunda iki kutu uyku hapı almış Ali Yılmaz. Eve girmiş ki, karısının yerinde yeller esiyor. Bütün eşyalarını toplamış, gitmiş kadıncağız. Oturmuş koltuğuna Ali Yılmaz. Düşünmüş, düşünmüş ama bir çözüm bulamamış. Kırık kalbe hangi ilaç hangi hekimde?
İki tane hap yutup, uyumuş Ali Yılmaz.
Aşık adamdır Ali Yılmaz. Ah o Ali Yılmaz ah. Romantik adamdır. Uykucudur Ali Yılmaz…

             

Efecan Keskin

21 Ağustos 1988’de İstanbul’da doğdu. Liseden sonra film şirketlerinde reji asistanlığı yaptı. Bazı tanıtım filmlerinin yönetmenliğini üstlendi. Halen İstanbul’da yaşamakta, kısa öyküler ve film senaryoları yazmaktadır.

ÖncekiTrampet
SonrakiSite - I