Öykü

Trampet

Hızlı adımlarla otogara yürüyorduk. Bir elimizde valizlerimiz vardı. Diğer ellerimiz ise zeytin çekirdeğinin etiyle birleştiği gibi birleşmişti. Sabahları odaya vuran gün ışığı suretindeki kalbimin çarpış hızını, kirpiklerinde tutan Derya’m, “Son kez bir şeyler içelim mi, ne dersin? Hatta otogarda içelim, zaten otobüsün kalkmasına fazla kalmadı” dedi. İstanbul – Berlin arasına bilet almıştık. Otogar girişinden ikinci kata çıkan merdivenlere yönelip, basamakların sonundaki kafeteryanın masasına oturduk karşılıklı. Derya, sıcak çikolata söyledi. Ben de her zamanki gibi çay… Gözlerindeki ışıltı, yağmurlu bir gecede bisikletimin ön tekerleğinden yüzüme sıçrayan çamurun verdiği hazzı veriyordu.

“Geri geleceğin günü bir filin hamileliğini beklediği gibi bekleyeceğim. İlk buluşmamızda nasıl ki sevmediğin halde olanca yolu yürüdüysen, ben de her gün telefonda bir dize okuyacağım. Her dize bir başlangıç ve bir sona tekabül edecek. Senle olan bir sona… Biliyorsun ki şiir sevmem ben.”

Gülümsedi… Daha önceki gülümsemelerinden farklıydı… Sanki yüzüne ona ait olmayan patates baskısı yapılmıştı. Onca geçen zamandan sonra artık kolyesi ile oynayışından, parmaklarının hareketinden, kaşının dalgalanışından anlıyordum. Ben denizi çok severdim. Fakat şimdi sezemediğim, daha önce şahit olmadığım bir enstantane. Sanki doğumunun gerçekleşmediği korkusu ile sormak istedim; “Bir şey mi ol…” “Hayır, ne olabilir ki?” diye böldü hemen.

Kısa ama sabah ezanı gibi uzun bir sessizlik hâkim oldu. Gözümde yağmur ve bisikletim… Orta kalınlıkta ve buna orantılı bir boyda, zarif, muntazam parmağı çay bardağının keskin tarafında dolaştı, dolaştı, dolaştı… Her dolaşım sinemde bir gül dikeni kesiği açıyordu. Isırgan otu misali tomurcuklanan yaralarım kanamıyordu isyan edercesine. Evet, sonunda eli masaya gitti. İşte o an gelmişti, sanki yaşanmış bir anı tekrar yaşıyordum. Yine yeniden yeni umutlar, yeni masa trampetlerine dönüştü. Ardından tekrar bardağı okşadı, tekrar masada trampet çaldı… Son kez çaldı o güvercin parmaklar trampetleri…

             

İsmail Yurt

Talebe ..!

Öncekiİlteriş
SonrakiUyuyan Güzel