Şiir

Sarı Sabahı

Saat 5. Solmuş sarı bir çiçeğe benziyor içinde oturduğum mutfak. Tezgahta akşamdan kalan kirliler, masada yarım ekmek var. Mutfağın dar penceresi iki apartman arasında kalan boşluğa bakıyor. İçimde dolaşan bir kedi var her gece. Kalkıp camdan dışarı bakıyorum belki oradadır diye. İçerden birinin söylediği şarkı yanıma kadar geliyor. Tedirgin adımlarla ilerleyip kapıyı aralıyorum önce. Odaya girip iyice bakıyorum kimsecikler yok. Sonra ses mutfaktan geliyor gibi. Geri dönüyorum yok kimse. Ses hep  içerden geliyor. Şarkılar sürekli değişiyor duyduğum sesin üzerinde. Korkuyorum. Vücudum kaskatı. Bir ara ses iyice yükseldi. Mutfak kapısının önünden geçti gibi. Kapıyı açıp “günaydın” diyecek sandım. Oturduğum masaya yaklaşıp arkama geçerek boynuma sarılacak beni öpecek….

Karanlık peçe takmış perçemi düşmüş yüzüne
Sen hangi şarkıdaki hangi kadın?
Bir adresin yok ellerimde
Tüm sokakların sonu hep aynı bu yüzden
Sen hangi bahçedeki hangi gül?
Kağıttan ipli uçurtmalar yapardı abilerimiz
Alır elimize mahallemizin sokaklarında,
Bir o yana bir bu yana.
İçime doluyorsun ince ince
Anılarıma.
Beni karşılıyorsun bir köşe başında, elimde uçurtma.
Ağır ağır yere düşüyor,
İp elimden kayıveriyor.
Sen hangi ömürdeki hangi gün?
Seni görünce çocukluğumdan bildim
Ettiğim ilk kavgadan, yediğim ilk yumruktan
Komşunun bahçesinden çaldığım elmanın tadından
Sen hangi göklerdeki hangi kuş?
Olay mahâli sendin.
Fâilim de bendim

Maktûlüm de ben.

             

İsmail Doğan

Beni tanımıyorsun. Bu yüzden gözlerimin daha önce açılmamış bir zarfın mührü olduğunu, aklım ve kalbim arasındaki o yolun çıkmaz sokak olduğunu bilmiyorsun. Tavizler kulağıma hoş gelen yalanlarım. Edindiğim tecrübeler hakimi ve sanığı olduğun davada salonu dolduran sessiz karanlığım. Beni tanımıyorsun... Koşar adım yürürüyorum ben her yere. Geç kaldığım bir yer felan da yok. Telaş ve korku sinmiş içimdeki duvarlara. Her geceden her sabaha kendimi ben uğurluyorum. Her kapının arkası kadar aynı ve yalnız günlerde, hayatın ortasına bir daire çizip içinde bekliyorum. Seviyorum beklemeyi. Her dakikası bir başka şarkı. Her dakikası bir başka şarklı. Zaaflarımın her biri sırtımta taşıdığım tabutumun çivileri. Günün birinde el değmemiş bir ırmak keşfetmek umuduyla yol alıyorum. O gün geldiğinde tabutuma girmek ve serin sularda kaybolmak istiyorum.. Elbette mutlu son kadar uçarı dileklerim var benim de... "Beni tanımanızı çok isterdim." Eli kalem, kalbini kan tutan bir çocuğun oyuncakları arasında, mevziye dizdiği kurşun askerlerden biriyim sadece. Kendi hayatı önünde diz çökmeye meyyal, gözlerini kapatınca beyninde flaşlar çakan, kendi yazdığı masaldaki umacıyı oynayan bir garibim ben. Kendime açıklama getirip durmaktan yorgunum. Ne Ronaldo kadar sert vurabilirim topa ne de Caravaggio gibi resim yapabilirim. Ama bazı şeyler kafanızda aydınlık kazanacaksa şunları şerh düşeyim. Evet çaya iki şeker atıyorum. Evet birinin bakışlarındaki samimiyeti yakalarsam ayakkabılarıyla dahi olsa gösümdeki kapıdan girmesine izin veriyorum.  Bir söylence kadar asılsız olmak isterdim bu coğrafyada. Ya da gecenin biri olmak. Ve yahut kayıp derili ırkının son temsilcisi... Sahi sözlerim hangi renkti?

ÖncekiKangülcingece
SonrakiKuş Bakışı Poetika