Öykü

Reva

Uzun yıllardır yaptığı esnaflık, artık onu ve ailesini geçindiremiyordu. Üç oğlundan en büyüğü üniversiteye başlamış, ortanca ve küçük ise liseye geçmişti. En büyük çocuğu olan kızını, hali vakti yerinde zannedip, dindar ve saygılı bildiği Kasap Ekrem’in oğlu ile evlendirmişti. Kızı mutlu olur, kurtulur diye düşünse de; üç ay sonra kızı, kocasının şiddetine ve gün geçtikçe artan yoksulluğa dayanamayıp baba evine döndü. Karısıyla birlikte ne kadar direttiyse de kızını kocasının yanına dönmeye ikna edemediler. Çaresiz, damadın açtığı boşanma davasına itiraz etmeyerek kızlarını ayırıp yanlarına aldılar.

Devasa alışveriş merkezleriyle rekabet edemeyeceğinden esnaflık yapmak, yarardan çok zarardı. Başka bir şey yapmalıydı ama ne? Oğlanların pek “okumada” gözleri yoktu daha ziyade üçünün de derdi günümüzün tabiriyle “takılmaktı!” Kızı ise babasını anlıyordu, iş aramaya başlamıştı. Karısı ise gündelikçiliğe gitmeyi teklif etse de “o kadar da düşmedik! Otur oturduğun yerde!” diyerek tersliyordu. Ne derse desin vaziyet açıktı, “ o kadar da düşmüşlerdi.” Talihleri vardı; evleri kendilerine aitti. Lakin ödemeler, mutfak masrafları, yakacak ve oğlanların masrafları dükkanın devrinden ellerinde kalan hazır parayı da günden güne eritiyordu.

Kız, iş bulmayı başarmıştı. Muhafazakar kesime ait bir ilaç şirketinde mümessillik yapacaktı. Şirket daha çok alternatif tıpla, yeni bir akım olan, “Tıbb-i Bedevi” ile alakalı ürünler pazarladığı iddiasındaydı. Ürünlerinde neler yoktu ki, gergedan boynuzu özü, fil kulağı yağı, çınar yaprağı, cinsel istek arttırıcı mantar tozu… Kızının eve getirdiği broşürde tanıtılanlara baktı, şöyle bir düşündü… Neden kendisi de böyle bir iş yapmasındı? Ne masrafı olurdu ki? O, bu düşüncelerle yaşarken kızı işine iyice alışmış, eski hayatını iyice unutmuştu. Yeni insanlar sayesinde çevresi genişliyor, daha iyi bir hayat yaşayabilme ümidi artıyordu.

Genişleyen çevresi ona yeni bir aşkın kapılarını da aralamıştı… Mümessilliğini yaptığı şirketin ortaklarından Halis Bey ile arkadaşça münasebetleri giderek büyük bir aşka dönüşmüştü. Halisle evlenme düşüncesini babasına açtı. Babası kendisinin de yararına olacağı inancıyla bu evliliği onayladı. Yeni damatla düğünden bir hafta sonra iş konuşmaya başladılar. Kendisinin de ortak edilmesini istedi, elinde kalan tüm parayı bu işe yatırdı. Üniversitede okuyan oğlan masraf çıkarmamak için okula ara verdi. Biraz mırın kırın etse de babasının zenginlik hayali onun da gözünü boyamaya yetti.

Damat Halis dışarıdan hayırsever ve dindar görünen ama içten pazarlıklı, parayı ve kadını seven bir adamdı. Hakkında birçok dedikodu vardı. Bugüne kadar birçok işe girip çıkmış, bir kez de batmıştı. Güney komşularımızdaki terör örgütleri ile silah, uyuşturucu ve tarihi eser kaçaklığı yaptığı; hatta iktidar partisinden ve saraya yakın bazı kişilere ucuz petrol sağlamak için aracı olduğu dedikoduları da vardı. Tüm bunların damadı çekemeyenlerin iftiraları olduğundan emindi. Namazında niyazında eli yüzü temiz bir adam bunları nasıl ve niye yapsındı? Damat onun gözünde başkaydı ne kendi oğullarına benziyordu ne de eski damada…

Damat, büyük oğlana da şirkette ablasının işini vermişti.  Müstakbel eşi yani ablası artık çalışmayacaktı. İş zor değildi, oğlan kısa sürede kavradı. Gelen telefonlara cevap veriliyor, adresler alınıyor ve teslimatlar kontrol ediliyordu. Kayınpeder için ise şirketin ortağı olarak tüm bunlardan uzak bir şekilde izleyici olmak canının sıkıyordu. Halbuki onun nice zenginlik hayalleri vardı! Bir şeyler yapmalıydı; durumu damada açtı… Sevgili damat, kayınpederini kırmadı ve ona; eklem ağrılarına iyi gelen, Reva kremlerinin reklamında oynamayı teklif etti. Sevinçle kabul etti. Ama bir eksik vardı dindar bir müessese olduklarından ekran yüzünün müesseseyle uyumlu olması gerekirdi. Sakal bırakmalıydı, en azından bir aylık, istenildiği gibi bir sakal bıraktı ve çekim gününü heyecanla beklemeye başladı.

Bir ay sonra damat, kayınpederini stüdyoya götürdü. Üzerine Türk bayrağı gerili bir duvarın önüne ayak bileklerine kadar gelen bir beyaz entari ve kafasında bir takke ile oturttular. Ne yapması ve ne söylemesi gerektiğini iyice öğrettiler. Ama hala heyecanlıydı, “Karşında ekran var oradan okuyacaksın.” dediler. Birkaç tekrardan sonra istenildiği gibi reklam filmini çekmeyi başardılar. Reva kremini dışarıda da reklam etmeliydi, eşe dosta dağıttılar. Dağıtmayla bitmedi, memlekete kutularca gönderdiler. Ama daha eldekini dağıtıp bitiremeden damat iki-üç kutu daha Reva kremi getiriyordu. Dağıtacak kimse kalmamıştı. Yoldan geçen herkese verseler bu işin ticareti nasıl olacaktı!

Damadın kutularca Reva kremini getirip dağıtması için kendisine vermesi garip bir durumdu. “Yoksa Reva krem satmıyor muydu? Belki de zarar ettiler de damat ses etmiyordu!”. Bin bir şüpheyle damadı aradı, durumu anlattı. Damat, işlerin biraz durgun olduğundan malum terör olaylarından bahsediyor, Deva kremin satışlarını artıracağını söylüyordu. Ama Reva krem hiçbir işe yaramıyor üstelik ayak-peynir gibi kokuyordu. Mahallede ki her evin çöplüğü kutularca Reva krem doluydu. Damadın aklına Reva kremi eklem ağrıları için değil de Cinsel istek artırıcı olarak piyasaya sunmak fikri geldi. Kayınpedere durumu açtı. Kayınpeder önce durumu anlamasa da razı oldu.

Yine reklamda oynayacaktı ama bu sefer biraz utanıyordu. Üstelik cinsel istek artırıcı Reva kremin tatbiki tenasül uzvuna süre süre iyice yedirmekti. Bundan da bahsetmeliydi. Bu sefer gittiği stüdyoda duvara gerili Türk bayrağının yanına dev bir Kabe posteri de asılmıştı. Kendisine, karşısındaki ekrandan İslam’ın yayılmasında Müslümanların çoğalmasının önemine dair metni okuması gerektiği söylendi. Metnin sonunda Mekke’nin Fethi’de vardı, nasıl olduysa bu hususa bağlanabilmişti! Bu sefer damat işi sıkı tutmuştu, Reva kremin yanında “Cevabsız sualler” adlı bir de kitap hediye ediliyordu.

Bütün bu çabalara karşın satışlarda bir artış olmamıştı. Hatta Reva kremi kullanan çiftler kremin kokusundan birbirlerine yaklaşamaz olmuş, nice aileler dağılma noktasına gelmişti. Konu komşuya dağıtılan ve memlekete gönderilen kutularca Reva krem geri gönderiliyor, insanlar bedava verilse bile almıyorlardı. Kremin yanında verilen kitap ise ,adına tarihte rastlanmayan, bir İngiliz ajanının Ortadoğu’da İslam’ı bitirme mücadelesini anlatıyordu ve karısına yazdığı sıkıcı mektuplardan oluşmaktaydı.

Durum vahimdi. Mahallede alay konusu olmuştu. Kasap Ekrem onu her gördüğünde “Bu Reva kremden sizin damat da kullanıyor mu?” diye soruyordu. Ne kadar kızsa da bir şey diyemiyordu. O da dahil herkes onunla alay etmekte haklıydı. Damatla konuşmalıydı. Damadı aradı, ulaşamadı. Akşama doğru kızı gözyaşları içinde eve geldi. Damat, son Reva krem işi de yatınca elde avuçta ne varsa nakite çevirip yurtdışına kaçmıştı. Üstüne üstlük çekimlerin yapıldığı stüdyo, kitabın basım masrafları ve kutularca Reva kremin kargo ücretini de kalanların üzerine yıkarak! Zor günler onları bekliyordu.

Borçlar dağ gibiydi. Ne iş olsa yapmalıydı. Simitçilik denedi bir süre sonra tatlıcılığa döndü. Oğlanlar tahsili bırakmış ufak tefek işlerde çalışıyorlardı. Kız ise başladığı yerdeydi. Neden sonra eski kocasıyla yeniden birleştiler. Kızının sayesinde Kasap Ekrem ile de arayı düzeltti. Bir daha zengin olmayı hayal etmedi. Tatlıcılık ve ibadet ile geçirmeye karar verdi hayatını. Kızı ve damadı şehir dışına taşındılar. Kasap Ekrem de AVM’lerle baş edemeyeceğini anlayıp kasaplığı bırakıp memleketine döndü.

Yazları her mevsimden daha fazla çalışıyor gece geç saatlerde evine dönüyordu. Yine böyle bir yaz akşamıydı, tatlısını bitirmiş eve dönerken üzerinden gök gürültüsüne benzer sesiyle bir F-16 geçti. Biran korkudan çakıldı kaldı. Sonra bir daha geçti, bir daha… İleride bir kalabalık görünüyordu. Tatlı arabasını emniyetli bir yere koyup hızla kalabalığa doğru yürümeye başladı. Kalabalığın önünde  askeri araçlar vardı. Askerlerin bir kısmı araçların önünü açmaya çalışıyordu. Bir şeyler vardı ama ne? Merakına yenik düşüp ön sıralara doğru kalabalığı yararak ilerlemeye başladı.  Bir yandan da konuşulanlara kulak kabartıyordu.

“Allah’ın izniyle bu memleketi size bırakmayacağız!” Askerlerden biri kalabalıktan gelen bu cümleye karşılık verdi, “Bize emir geldi. Terör alarmı var burayı terk edemeyiz! Memleketi alan kim! Bir dakika! Müsaade edin, açılın!”

Kalabalığın öfkesi artıyordu,  ordunun yönetime el koyduğu söylentisi dilden dile dolaşıyordu. Halbuki askerler böyle bir şeyden habersizdi. Kalabalık biran askerlerin üzerine yürüdü bizimki aradaydı. Askerlerden biri kalabalıktan ürkerek tetiğe bastı. Bir el silah sesi kısa süreli bir sükûnet sağlasa da gerginliği daha da tırmandırmıştı.

Göğsünde bir yanma hissetti. Elini attı sokak lambasının ışığından gördüğü kadarıyla kandı! Kalabalıktan sıyrıldı kendini kenara attı. Durumu fark edenlerden biri; “Ambulans! Ambulans! Yaralı var!” diye bağırdı. Ambulans geldiğinde çok kan kaybetmişti. Sağlık görevlileri üzerini aradılar fakat cüzdanı tatlıcı arabasında kalmıştı. Bilincini kaybediyordu.

Sordular, “Adın ne? Söyle bize, adın ne?”

Son nefesini vermek üzereydi. Adını hatırlamaya çalıştı, hatırlayamadı! Aklına ilk gelen şeyi söyledi “Reva… Reva!” Sağlık görevlisi tanımıştı. “Tanıdım onu! Reva kremi reklamındaki adam bu! İyi de adı neydi!” Kimse bilmiyordu. Ekranın altında sadece numarası yazılıydı. Bu sebepten adı Reva krem reklamındaki adam olarak kaldı. Zaman aleyhine aktı gitti. Son bir dakikayı bile dolduramadan kendisini tanıyabilen sağlıkçının kollarında hayata gözlerini yumdu.

             

Doğuhan Dağ

1986 yılının 9 Ocağında Sivas'ın Kangal ilçesinde doğdu. Aslen Kırşehir Akçakent'lidir. Çocukluğu muhtelif yerleşkelerde geçti, bu sebepten kendini bir yere ait hissedemedi. Ama en çok Çorum'un Osmancık ilçesini sevdi. Üniversite yıllarını Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde Antropolojiyle geçirdi. Mezun olmasına rağmen hayatının yarısı Antropoloji, diğer yarısı da muhtelif amaçlar içindir. Edebiyatla münasebeti fazla eskiye gitmez (8-9 yıl). Masal Fanzin'de "Ölü Cenin" ismiyle yazmışlığı vardır. Yazmayı, okumayı, koşmayı ve bisiklete binmeyi sever.

ÖncekiKunduracı Abdullah
SonrakiBir Tahsilin Yükü