Gezi

Ölmeden Önce Yapılması Gerekenler Listeme Bir Yenisini Ekledim

Benim için her şey küçükken yaptığım şehirlerarası bir yolculukla başlamıştı. Uzayıp giden asfalt yol kenarlarında dizili ağaç direklerin fonunda; sarı başak tarlaları ve günebakanlar vardı… ‘Ölmeden önce yapılması gerekenler’ listeme eklediklerim arasındaydı; günebakan tarlalarının arasında tekrar koşmak, nefes almak ve gökyüzünü izlemek… Saçlarım artık çocukluğumdaki gibi altın sarısı olmasa da, bukleleri hep aynıydı savrulan o hoyrat rüzgârlarda…

Yapılması gerekenler listemin başında ilk olarak, ‘yağmurlu bir günde denize girmek’ vardı. Yaptım! Bardaktan boşalırcasına yağan yağmurların altında denizlerin diplerindeki saklı sessizliği keşfettim. Sanki yağan yağmurlar başkaydı, denizler başka…

Bunu yapmam için en uygun ay Temmuz ve Ağustos ayları olacak… Kışın çıkarsam vay halime… Belki de seneye zirve hikâyemi yazıyor olurum kim bilir. Her neyse bunlar benim hayallerimin bazıları. Liste sıralamasına girecek olsam sanırım defterler ve kalemler yetmez derdimi anlatmaya… Çünkü benim hayallerim hiç bitmez…

Ben bugün çocukluk hayallerimden birisini daha gerçekleştirdim. Çocukluk diyorum; çünkü yaptığım seyahatlerin birçoğu kültür turu kapsamında veya havadan olduğu için o tarlalara ulaşmak çocukluktan beri ancak hayallerimde kalabildi. Her hasat ekiminde, ‘bu sene kesin gideceğim’ diye mırıldansam da, o yıl içinde hep başka rotalar çizdiğim için, hiç ayrılamam derken ayçiçeği tarlalarına kavuşmak hep hayal oldu.

hilal-bayar-3Marmara’nın Güney ve Kuzey yamaçlarını süsleyen, yazın en güzel, en masum görüntüsünün serili olduğu, Trakya’nın sarı örtüsü, demet demet karşımda duruyordu. Kumburgaz ve Selimpaşa sınırlarına girmemle birlikte gülümsediler bana. Öbek öbek dizili duruyorlardı asfalt yolun sağ ve sol taraflarında. Biraz ilerledikten sonra patika bir yola girdim. Kum tanelerinin rüzgârlarla uçuştuğu yolu biraz geçtikten sonra kendimi günebakanların arasında buldum. Günebakanların arasında koşarken ayaklarıma batan dikenler, acıdan çok mutluluk verdi bana. Tıpkı çocukken düştüğümde dizimin kanamasından çok, oyunu kaçırma telaşımın ağır basması gibiydi bu telaş. Batan dikenlere bakarsam o anı yaşayamayacak, zamanı kaçıracak gibi hissettim biran. Beni bu denli mutlu eden şey, en son çocuk kahkahalarımda yarım bıraktığım o sapsarı ayçiçekleri miydi? Yoksa bugün yeniden kavuştuğum hayallerim mi? Bilmiyorum… O zamanlar korkardım boyumu aşan ayçiçeklerinin arasında tek başıma koşmaya. Uzaklaşırsam kaybolacağımı düşünürdüm. Ve şimdi baktığımda ise geniş ovaların bütün enginliklerini görebiliyordum. Ne kaybolma korkusu vardı içimde, ne de büyüme telaşı! Baktığımda gördüğüm tek şey, o sarı bukleli saçlı kızın henüz büyümemiş olmasıydı…

             

Hilal Bayar

3 Haziran 1985 yılında Ağrı’nın Patnos ilçesinde dünyaya gelen Hilal Bayar Kafkas Üniversitesi İşletme bölümünden mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Medya İletişim bölümlerini bitirdi. Uzun süre ekonomi ve siyaset editörlüğü ve gazetecilik yapan Hilal Bayar, aynı zamanda blog yazarlığı ve profesyonel fotoğrafçılık yapmaktadır. 'Dört Harf İki Hece' adlı biyografi (anı roman) kitabının yazarı olan Hilal Bayar kitabından elde ettiği bütün geliri ihtiyaç sahibi çocukların eğitim masraflarına harcamaktadır.

ÖncekiKördüğüm
SonrakiKuş