Kitap

Nurettin Topçu’nun ‘İsyan Ahlâkı’

Nurettin Topçu, 1909 senesinde İstanbul’da doğmuştur. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığının yurt dışı bursuyla Fransa’ya gitmiştir. Belki de yaşamının kırılma noktalarından birini, bu dönemde yaşamıştır. Bir yıllık tekrar lise öğrenimine devam ederken, ‘Hareket Felsefesinin’ mimarlarından olan, Maurici Brondel ve Lou Massinger ile mektuplaşmışlardır. Felsefeye aktif ilgisi bu yıllara tekabül etmektedir. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra Sorbonne Üniversitesi’ne başlamıştır. Üniversitede felsefe, sanat tarihi gibi çeşitli lisans eğitimi aldıktan sonra doktorasını tamamlamıştır. Sorbonne Üniversitesi’nde süregelen şöyle bir gelenek vardır: Doktora tezinde birinci olan öğrencilere istediği ödül verilmektedir. Topçu, yazmış olduğu “İsyan Ahlâkı” tezi ile bu ödüle layık görülmüştür. Kendisine ne arzu ettiği sorulduğunda, her vatanseverden beklenen bir karşılığı vermiştir: “Üniversitenin kapısında, Türk Bayrağının dalgalanmasını istiyorum.” Bu isteği kabul edilmiş ve yirmi dört saat boyunca şanlı Türk Bayrağı, Sorbonne Üniversitesinde dalgalanmıştır. Daha sonra Türkiye’ye geri dönerek çeşitli liselerde öğretmenlik yapmış ve çalışmalarına devam etmiştir. Bergson üzerine doçentlik tezi hazırlamıştır. Lakin Türkiye’deki üniversiteler tarafından kadro verilmemiştir.

Ders kitapları, felsefi kitaplar ve romanlar başta olmak üzere çeşitli kitaplar yazmıştır. Talebeleri ve arkadaşları, yazdıklarının yayınlanmasını önerdikleri zaman Topçu da; “kim okuyacak ki” diye cevap vermiştir. Zira gerek o zamanki şartları, gerekse de günümüz şartlarını değerlendirdiğimizde; felsefeye ilgi azalmaktadır. Hatta din dışı bir öğreti olarak sunulmaktadır. Topçu ise medeniyetimizin ve gücümüzün zayıflamasını, felsefenin toplumdan uzaklaşmasına bağlamaktadır. Felsefe, basit anlamı ile düşünmektir. Her çeşit bilginin genel bileşimi, felsefeyi ortaya koymaktadır. İnsan merak eden bir hayvandır. Nereden geldiğini, nereye gideceğini; iyiyi, kötüyü; inancı, inançsızlığı; düşüncenin ne olduğuna dair soru işaretlerini, sorgular ve cevap arar. En azından böyle olması gerektiğini düşünüyoruz! “Biz körü körüne bir tasdik ile yetinmeyeceğiz. Ne pahasına olursa olsun gerçek mahiyetini tanımaya çalışacağız.”[1]

İsyan Ahlâkı’nı kategorize ederek anlatacağız. İlk bölümü; “irade, sorumluluk, hareket, isyan, hürriyet” başlıklarının içeriklerini meydana getirmekte; ikinci bölümü ise “inanç ve iman” başlıklarını oluşturmaktadır.

İlk bölümü, yukarıdaki sırayı takip ederek şablon halinde tümünü birbirine bağlayacağız, ve bir sonuca ulaşacağız. İrade bizim karar verme yetimiz, seçme hakkımız ve aynı zamanda hürriyeti isteyen ve hürriyetin de onu suçladığı (çağırdığı) bir otokontrol sistemimizdir. Kimi düşüncelere göre irade denen bir şey yoktur, yani hürriyet denen bir şey yoktur. Spinoza’ya göre gurur ve cehalet yenilgisi; Bergson’a göre ise basit bir kendiliğinden oluştur. “Spinoza sisteminde: ‘Bütün varlıklar ve onların bütün cevherleri tek bir cevhere yani bütün cevherler ve kendi kendisini de belirleyen ilahi cevhere bağlı olduklarından ve insanın hareketi mutlak bir şekilde Allah tarafından belirlenmiş olduğundan onun sorumluluğuna hiçbir yer yoktur.”[2] Bu sözü tersten okuduğumuzda sorumluluk denen bir şey yoktur çünkü hepsi ilahi iradeye bağlıdır. İrade yok ise hürriyette yoktur. Hürriyet yok ise makineleşmiş bedenler ve et yığınlarından farkımız kalmamaktadır. İradeyi basit bir kendiliğinden oluş olarak da göremeyiz. Topçu’ya göre yaratıcının en büyük en somut delili, irademizin olmasıdır. İrade bizi sorumluluğa taşımaktadır. “Sorumluluk müspettir, hareketin sonucu değil sebebidir.”[3]

“Mısır, Mezopotamya, Grek Medeniyetlerinin yıkılışı vicdanlarındaki sorumluluk duygusunu yok etmeleridir.”[4] Günümüz insanlarını değerlendirdiğimiz zaman, yanı başındaki olaylar karşısında hissizleştikleri görülmektedir. Bu devletin belli kademelerinde herhangi bir sıkıntı meydana geldiğinde, sorumluluğu üzerlerine almaktan kaçınmaktadırlar. Şu düşünce kafama takılmaya başladı: Acaba 30-60 yıl öncesinde oy kullanan veya devletin idare edilmesi hakkında görüş beyan edenler, şu anda ne düşünüyorlar? O zaman devlet erkanından ne istiyorlardı, şimdi ne istiyorlar? Başarılı iş karşısında ‘nınısının nınısı’ pay sahibi olurken, başarısız olunca tek bir kişi başarısız oluyor. “Bir devleti yıkmanın en kolay yolu…” diye kalıplaşmış cümlelere bir yenisini de ben ekliyorum: Bir devleti yıkmanın en kolay yolu; geçmişi ile bağlarını kesip, kimliksizleştirip ve Topçu’nun tabiri ile de onların sorumluluk duygusunu ellerinden almaktır. “Hürriyet bir sorumluluk yarattığı ölçüde mümkün olacaktır.”[5]

Maurice Blondel “Hareket niyetten uygulamaya bir geçiştir. Niyet ancak harekete geçildiği nispette samimi ve tamdır” tanımı ile Hareket Felsefesini yalın bir şekilde açıklamıştır. Topçu’nun tabiri ile de hareket; “en mükemmele bir yöneliştir.” Hareket ettiğimiz takdirde, kendi benliğimize karşı isyana kalkışmış oluruz. İntihar da en büyük isyanlardan biridir. Ribot’a göre de “intihar, yaşama iradesinin en güçlü tasdikidir.” İsyan edebilmemiz için, irade gerekmektedir. Lakin intiharda, göreceli olsa da, kısmen kibir görmekteyim. Hareket halinde isyana kalktığımızda, kendi benliğimizi, kendi egomuzu bastırdığımızda; toplumun ve hareketimizi engelleyen her türlü işleve karşı çıktığımızda, hürriyete doğru yol almaktayız. “Fayda, mutluluk, içgüdü, toplum… Bunların hepsi de insanın kurtulması gereken esaret şekilleridir.”[6] Yalnız bu hürriyet ne Stirner’in anarşizmine götürür bizi, ne devlet ve ahlak tanımazlığa… İlahi irade bize “hürriyeti” göstermektedir. “Hiç isyan etmemiş olan, hiçbir zaman hareket etmemiş demektir. Her hür hareket bir isyandır.” [7]

“Düşüncenin gelişmesi hareketi sağlarsa; hareket de düşünceyi geliştirir.” [Maurice Blondel]

İkinci başlığımız; “inanç ve iman”! İnanç, eşyanın hakikati üzerinde etkili olan; aynı zamanda akıl, irade ve düşüncenin içlemidir. “Bu, başkasında yaşarken, aynı zamanda tamamı ile kendisi olmaktır, daha ziyade başka varlıkları bizzat kendisinde yaşatmaktır. O, varlıkların benlik de özümsenmesi, benlik tarafından benimsenmesi, o ‘birlik içinde ayrılık’tır” ve “O faaldir ve ancak hareket ederken gerçekleşir”[8].

İsyan Ahlâkı, Nurettin Topçu, Dergâh Yayınları

Kendi düşüncemize göre inanç nedir? Sorgulayalım! İnanç, insanların belirli ölçülerde sorgulayarak kabul ettikleri ve benliklerini (egolarını) bastırarak inandığı şeyi, kendi içinde hakim kılmaktır. Son senelerde çeşitli Doğu – Batı akımları sayesinde inançlarımızı, materyalist – determinist düşüncenin eline bıraktığımızı düşünüyorum. Bir asır öncesine kadar açıklanamayan düşünceler, inançların emirleri; şimdi açıklanabiliyor. Sonra diyoruz ki “Aa mantıklı, bak şu deney bunu ispatladı.” Peki, soruyorum; şimdi bilime (pozitivizm) mi inanıyoruz yoksa inandığımıza mı? “Bize göre inanç, aksine, düşüncenin temelindedir. İnanmaksızın kelimenin tam anlamı ile düşünmek olmaz.”[9] “Tabiatın sırlarına vakıf olmak için benlik önce tabiat güçlerine boyun eğer.”[10] Anlatmak istediğimiz; bilgiye, deneye, ilme kör olmak değildir, bilakis perdeyi kaldırıp gerçeği görmemizdir. “Bir kişinin inanç sisteminin bozulması, beraberinde bütün kişiliğinin parçalanmasını getirir. Şahsiyet bozukluklarının koyduğu şey budur” ve “inanç, gerçek hakkındaki en mükemmel bilgidir.” [11]

İman, inancın harekete geçmiş halidir. “Bir inancın, bir iman haline gelebilmesi için, insanın ruhunda süreklilik kazanması ve hayatına da hakim olması gerekir.”[12] Aynı zamanda; “İman, basit bir inançtan, ruhu tek başına kaplama özeliği ile ayrılır. Varlığın sahip olduğu bütün kuvvetlerle kendisinden başka birine kendini teslim etmesi anlamında iman, aşkla aynıdır.”[13] Aşk ve sanat, inanç ve imanın somut delilleri olabilir.


KAYNAKÇA

-[1,…,13] İsyan Ahlâkı/Nurettin Topçu

-Felsefe/Nurettin Topçu

             

İsmail Yurt

Talebe ..!

ÖncekiKafa
SonrakiFotoğraf, Cemal Süreya *Türk İşaret Dili Çevirisi