Şiir

Kuş Bakışı Poetika

Gezerken şiir okurduk.
Patika sonlarında,
Güneş adım adım uzaklaşırken yeryüzünden,
Sararıp solarken dünya bundan,
Yorulurduk.
Şiir okurduk birbirimize,
Kendimize,
Ulu orta soyunurduk bundan.
Bir şapkam vardı.
Onu iyice yerleştirirdim başıma,
Enseme bastırarak.
Onun kocaman bir kalbi vardı.
Saklamaya çalışırdı onu kat kat,
Gözlerden kaçırırdı gözlerini,
O iki kurşun yarası kahverengi denizi
Şiir okurduk birlikte
Hiç tükenmezdi mayhoş tebessümler.
Ve o gösümdeki kafeste,
Saklı bir bıcak gibi saplı dururdu benim.
Milat öncesi bir nehir buldum O’nda kimselere demedim.
Ölümün dâhi aklanarak çıktığı o sulardan içmek istedim.
Şimdi pazarlık payı bırakıyordum hayatıma,
Elimdeki bu unutma beni çiçeklerini.
Birlikte şiirler okuduk.
Okuduğu son şiirin son mısrası mezar taşım oldu.
Ölmedim, 
Poetik bir kaygı gütmeksizin sarıldım kendime.
O bir şairdi.
Rüzgâr, ağaçlar, göldeki balık, dağdaki tatulalar ve sevdam.
Hayat bulurdu bundan.
Kopya çekmek serbest sevgilim,
“Şairler yalancıdır” derler.
Varsın desinler.
Gözlerimin içine bak da söyle 
“Seni seviyorum” de…

             

İsmail Doğan

Beni tanımıyorsun. Bu yüzden gözlerimin daha önce açılmamış bir zarfın mührü olduğunu, aklım ve kalbim arasındaki o yolun çıkmaz sokak olduğunu bilmiyorsun. Tavizler kulağıma hoş gelen yalanlarım. Edindiğim tecrübeler hakimi ve sanığı olduğun davada salonu dolduran sessiz karanlığım. Beni tanımıyorsun... Koşar adım yürürüyorum ben her yere. Geç kaldığım bir yer felan da yok. Telaş ve korku sinmiş içimdeki duvarlara. Her geceden her sabaha kendimi ben uğurluyorum. Her kapının arkası kadar aynı ve yalnız günlerde, hayatın ortasına bir daire çizip içinde bekliyorum. Seviyorum beklemeyi. Her dakikası bir başka şarkı. Her dakikası bir başka şarklı. Zaaflarımın her biri sırtımta taşıdığım tabutumun çivileri. Günün birinde el değmemiş bir ırmak keşfetmek umuduyla yol alıyorum. O gün geldiğinde tabutuma girmek ve serin sularda kaybolmak istiyorum.. Elbette mutlu son kadar uçarı dileklerim var benim de... "Beni tanımanızı çok isterdim." Eli kalem, kalbini kan tutan bir çocuğun oyuncakları arasında, mevziye dizdiği kurşun askerlerden biriyim sadece. Kendi hayatı önünde diz çökmeye meyyal, gözlerini kapatınca beyninde flaşlar çakan, kendi yazdığı masaldaki umacıyı oynayan bir garibim ben. Kendime açıklama getirip durmaktan yorgunum. Ne Ronaldo kadar sert vurabilirim topa ne de Caravaggio gibi resim yapabilirim. Ama bazı şeyler kafanızda aydınlık kazanacaksa şunları şerh düşeyim. Evet çaya iki şeker atıyorum. Evet birinin bakışlarındaki samimiyeti yakalarsam ayakkabılarıyla dahi olsa gösümdeki kapıdan girmesine izin veriyorum.  Bir söylence kadar asılsız olmak isterdim bu coğrafyada. Ya da gecenin biri olmak. Ve yahut kayıp derili ırkının son temsilcisi... Sahi sözlerim hangi renkti?

ÖncekiSarı Sabahı
Sonrakiİran | Birinci Bölüm