Öykü

Kökler

Yavaş adımlarla sanki insanlardan korkuyormuş gibi çekingen yürüyen genç kadının adı; Lisa. 29 yaşına gireli daha 2 hafta oldu. Lisa bir uyuşturucu bağımlısı, son 3 sene içinde 6 kez rehabilitasyon merkezine yatırıldı ve bunlardan sadece sonuncusunda süreci tamamlayabildiğine kanaat getirildi. Fakat Lisa, özgürlüğüne kavuştuğu anda ilk olarak eski sevgilisi Danny’i buldu ve 1 saat içinde 6 gram kokain emdi. O gün batımında Lisa, kafası okyanus gibiyken hayatının en sağlam vuruşlarından biriyle kendini haklamaya çalıştı. Son zehir damlası şırıngadan damara boşaldığı anda ellerinin kontrolünü kaybetmişti Lisa, kendini bırakmak istiyordu okyanusun dalgalarına ve bıraktı da…

Danny’in tuzlu su çabaları ve ambulansın eve yakın konumda olması sayesinde kurtuldu Lisa, önce 4 gün bitkisel hayatta kaldı, ardından sabaha karşı bir anda uyandı; “Ben hamileyim.” dedi. Hemşireler sakinleştirip uyutmaya çalıştılar fakat bunu bir türlü beceremeyince Lisa’yı ultrasona götürdüler. Dediği gibi gerçekten de Lisa’nın karnında bir bebek vardı fakat 3 aylık cenin 5 gün önce ölmüştü; Lisa kendini öldürememiş, bebeğini öldürmüştü. Bu anlaşıldığında bir süre sessizlik oldu…

Yaşadığı tüm zorlu süreçlerde yanında olmalarına rağmen Lisa, ailesinden kendisini bırakıp gitmelerini ve onlarla bir daha görüşmek istemediğini söyledi. Ağlayan annesini ve sinir krizine giren babasını; eğer gitmiyorlarsa, buradan çıkar çıkmaz ölümü tekrar deneyeceğini söyleyerek susturdu. Eğer Lisa’yı kendi hayatıyla baş başa bırakırlarsa, Lisa yaşamayı deneyecek ve büyümeyi öğrenecekti…

Sadece Danny kalmıştı yanında. Babasının bıraktığı para dışında sahip oldukları hiçbir şeyleri yoktu. Kızgındı Lisa! Önce bu kızgınlığı Danny’nin yüzüne kusmak, bağırıp çağırmak istiyordu, ardından intikamını alacaktı, ama önce kusmalıydı…
“Bu parayı hastaneye veremeyiz, gitmeliyiz” dedi Lisa.
“Nasıl kaçabiliriz ki?”
“Gece diğer odaların dolaplarına bakmalısın, giyilecek bir şeyler bulabilirsen, ayrı ayrı çıkmayı başarabiliriz.”

Daha fazla konuşmadılar, zaten Danny’nin yakın zamanda en az 2-3 sigara içmiş olduğu şişip dışarı taşmış olan göz çukurlarından belli oluyordu. Lisa, kaçış gerçekleşmeden tartışmaya başlamak istemiyordu; bu nedenle her şeyi görmezden geldi. Danny, gece çıktığı soygundan Lisa’yı giydirecek kadar malla döndü. Hazırlanıp odadan çıktılar ve ayrıldılar. Danny hemen kapıya doğru hızlıca yol aldı. Lisa yavaşça koridorda süzüldü ve tuvalete girdi. Yüzünü yıkayıp kuruladı, saçlarını düzeltti ve sanki her gün yürüdüğü yolmuş gibi bir edayla yürüyerek hastaneden çıktı. Telaş içindeki Danny, karşıdaki otobüs durağının içinde volta atarak kendi kendine konuşuyordu. Lisa ensesine vurarak Danny’i kendine getirdi ve koluna girip uzaklaştırdı.

Danny panik içinde, çok korktuğunu, ne kadar korktuğunu, ne derecede telaş yaptığını anlatmaya çalışıyordu ki, “Kes” diyerek Danny’i susturdu Lisa. “Kafan bu kadar güzelken insan muamelesi görmen kamu sağlığı için zararlı, bu haldeyken sana bir tasma takmak lazım.”
Danny utandı; “Ama hiç içmedim ki Lisa, sadece tek bir sigaram vardı ve onu da sana saklıyordum günlerdir.”
“Bunun yalan olduğu ikimizde biliyoruz embesil ama bazen işe yarıyorsun.”

Çakmağı ve sigarayı Danny’den kapıp yaktı Lisa ve hızlı adımlarla yürümeye başladı. Danny ne olduğunu bile anlamadan kendini sokağın ortasında yalnız buldu ve Lisa’nın arkasından koşmaya başladı. Ay dinleniyordu…

* * *

“İçinde bulunduğumuz durumun tek sorumlusu sensin, hiçbir sözüne güvenilmeyecek, yalancı ve korkak bir gerizekalısın sen.”

Danny hiçbir şey söylemedi, aklındaki tek şey; tamamını Lisa’ya kaptırdığı sigaradan kalan son 3 dumandı. Lisa’ya “sigara içebilir miyim?” diye sordu, ardından uzunca bakıştılar. Lisa sigarayı Danny’e uzattı. Danny sigarayı alır almaz göğsünden karnına boşalan bir şelale hissetti, öylesine rahatlamıştı ki, cennet hissinin tam ortasında asılı duruyordu sanki. Sonrasının ise hiçbir önemi yoktu, Lisa’nın suratına kustuğu cümlelerle Danny bir lunapark kuruyordu kendine. Lisa sakinleştiğinde bile Danny’nin kafası hâlâ güzeldi, cennetten nağmeler dinlemeye devam ediyordu. Lisa yerden aldığı bira şişesini önündeki çayırda yayılıp yatmış olan Danny’nin kafasına fırlattı. Danny ilk olarak o anda ayıldı fakat sonrasını hatırlamıyor çünkü aynı anda bayıldı. Lisa parkın köşesinden yola çıkıp yürümeye başladı; işte o yolda yürüyen kızın adı, Lisa. Ve bu yürüyüş, aslında onun özgürlüğe doğru yürüyüşü fakat nedense ürkek ve çekingen davranıyor Lisa. Ağlamak istiyor olmalı. Evet, burnunu tutuyor, gözyaşlarına hakim olmaya çalışıyor, kapüşonunu kafasına çekiyor ve gözden kayboluyor Lisa hayatın kalabalığında…

Sonraları 3 tane ağaç dikti Lisa şehrin farklı parklarına. Birinin adını Bebek, birininkini Lisa ve diğerininkini ise Danny koydu. Bebek ve Danny artık yoklar… Ama üzerinden geçen 10 seneden sonra bile hâlâ, Lisa her gün su taşır genç ağaçlara, şehrin kaldırımlarına döke saça…

             

Efecan Keskin

21 Ağustos 1988’de İstanbul’da doğdu. Liseden sonra film şirketlerinde reji asistanlığı yaptı. Bazı tanıtım filmlerinin yönetmenliğini üstlendi. Halen İstanbul’da yaşamakta, kısa öyküler ve film senaryoları yazmaktadır.

ÖncekiAt Masalı
SonrakiKaknüs Harekâtı