Manifesto

Kaknüslere Manifesto 2: Biz Kime Benzeriz?

Kaknüsler! Şimdi eski kitap kapaklarından, efsanelerden, mazmunlardan sıyrılıp; hatırda kalan bir simge ya da bir bayrak gibi değil, en sahici uçuş taslakları için en coşkulu bir takım, koşulu zihin atlarında pırıl pırıl dizelerle, yalımlı sözlerle şahlanan bir yazın-ordu! Dirilen bir simge değil, dirilen bir gövde. Ve de acılar, ateşten armalar üzerimizde; tarih ve yoksulluk sayfalarında iri bir çentik gibi, kara şiirlerimiz ve yüzlerimiz oyulu. Evet bu toprağa gökyüzüne ne kadar benziyoruz, o kadar da “ikinara” hakkını vermeliyiz “hakk”ın. O kadar da gülme vaktini çağırmalıyız bütün bir halkça ve halklarca. Bütün dillerin oluklarını açmalıyız kendi dilimizden ve özlerini kendi özümüzden. Peki, kim bu biz? İşte kolaya kaçmak için aynalar, evler, partiler orada. İşte bizi yanıltan harita çizgileri, yüz çizgileri. “Sen osun” demeye teşne kim varsa dışlanmalı, “sen şuna benziyorsun, anladım şunlardansın”, “belli ki bunlardansın bir şeylerden çıkardım” kolaylığıyla dikilen kim varsa karşımızda itilmeli kenara ki açılsın yolumuz. Ancak uçuş tamamlandığında anlaşılır kim olduğumuz, Simurg anlatısındaki otuz kuş gibi. Havzası daraltılmaya çalışılan insani her şeyin yanında şiir de kayıp bir ark gibi gözlerden yitik ve hangi ırmaktan eriştiği, hangi denize yol bulduğu belirsiz. Ama şimdi yıllarca bereketli hasatlar alınmış o tarlalara kara su çekiyorlar, çekirge kışkırtıyorlar. Biz Kaknüsler boşuna iz sürmüyoruz; kara suyun kaynağını bulduk, çekirgeler için de ilaçlar ellerimizde, her sayıda biraz daha püskürteceğiz. Adamakıllı bir temizlik için çok zaman gerekiyor. Ya şiir arkı o nerede peki? Onun için de her birimiz tarlanın bir köşesini tutmalı, dışa doğru genişleyen halkalar halinde keşifler yapmalıyız. Ufak bir sızıntı bile iş görebilir. Bir damlanın bile kıymeti küçümsenmemeli. Bakarsın bir ark gibi değil, devasa bir yeraltı nehri gibi birimizin kazmasıyla fışkırıp boşanacak. Bu coşmayla vücut kazanan bir diriliş; insana dair diğer şeyleri, kaybedilenleri ve kazanılması elzem olanları da beraberinde getirecek bir ruhu, bilinci yeniden ortaya koyabilir. İçimizdeki hevesler, tutkular, karşı duruşlar zayıf iskelelerde ve zamanın sert rüzgârında ip gibi sallanıyor, hızla çatırdayıp yok oluyor. Belki de onları daha sağlam bir omurgaya oturtmak; yeniden şiirin, şiir aşısıyla palazlanan bir edebiyatın hayat veren, tutuşturan ellerine emanet etmek gerek. Bu bize sağlam bir mevzi kazandıracaktır ve bu mevziin içinde bulunanlar o zaman nereye ait olduklarını, neyi savunduklarını ve neye karşı olduklarını da anlayacaklardır. Ama bu bulmak ve öngörülen selamet, hiç bir zaman mevziin yerini açık etmemeli ve kadastro memurlarını sahamıza sokmamalıdır. Bu yüzden tarihin eskittiği, çağın çiğneyip tükürdüğü hiç bir kavram ve yaklaşım biçimini bildirgemize, düşünce alanımıza sokmadığımız gibi; yeni görünen, kalp, feylesofça hiç bir kavram ve etiket üretme derdinde de değiliz. Hayal gücüne, düşünceye sınır çizen her hamle; şiire gömlek giydiren her beyan kendi içinde yok olmaya mahkûmdur. Bizim çağrımız sınırsızlığa, göğe dönüktür. Ve herkesin başlarını tekrardan gökyüzüne kaldırması için; şimdi Kaknüsler, büyük bir parlama ve bütün gücümüzle kanat çırpma vaktidir!

             

Veysel Karani Tur

1988’de Sivas’ta doğdu. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Şu an Almanya’da yüksek öğrenimine devam ediyor. Şiirleri ve şiir üzerine yazıları Esrar başta olmak üzere; Dergâh, Hece, Karabatak, Mühür, Melâmet gibi dergilerde yayımlandı. Zihni Kara mahlasıyla, ilk sayılarından beri Masal fanzinde yer almakta.

ÖncekiRönesans
SonrakiÇocukluktan Kalan