Manifesto

Kaknüslere Manifesto 1: Kamburun Açılışı ve Kaknüslerin Yolu

Altı yönün, üç zamanın merkezinde; yeryüzünün göbeğinde, bir timsah çenesi gibi üç denizle ısırılmış bu yassı karanın ortasında, uzun sert rüzgarlarla taranan, serin, coşkun ırmaklarla, çetin sıradağlarla çevrili bu eski kahverengi beldeden kurulup kalkan, yürüyen bir yazıcılar kervanı, bir deliler gemisi, bir dervişler katarı “yeni ruh”un inşası için bir sembol ve namzet, kara mahlaslar ardında, hüzün ve gençlik miğferi altındaki yüzler, kardeşlerim! Serçelerle örülüdür simurgun yüzü, semenderin kanatları toy teleklerle bezelidir ve yeniden doğuşun ateşini başlatacak kaknüsün pençeleri altındaki küçük kıvılcımlardır. Ki çıngılar işte ellerimizde, iki dilimiz arasından çakarak çıkacak. İlk dilimiz zihnimizde harflerle, sözcüklerle uğuldayan, ikincisi ise göğsümüzde kanla ve hayatla vurandır. Her ikisinde de çağla ve nefisle bükülen kambur, yeni duyuş anıyla ve aşkla açılacak. Bu kamburun devası toprakta yani bizde, bu aşkın kökleri gökyüzünde yani duada ve sebattadır. Demek ki tam da buradan bükmek gerekiyor evreni; destanların, savaşların, göçlerin, türkülerin ve masalların arkından: buradan! İşte tam da masalın çıktığı yerden bir işaret fişeği!

Bu çıngılar kaknüsün nüvesi ve kimliğidir, yani on çıngı on kaknüs, binlerce çıngı binlerce kaknüs anlamına gelir. Bu başlangıcımız da ilerde vücut bulacak, ete kemiğe bürünecek olanın bir tohumu olsun. Böylelikle kardeşlerim, sizler artık Kaknüsler, küf tutmuş bu atmosferi aralayarak, kolaylığın cennetinden hızla kaçarak, karanlık mahlasların arkasından ışıldayan alevden dimağlarınızla yeni tarzın motiflerini, taslaklarını çizeceksiniz. “Söz”ün kıymetini bulması ve tekrardan etkileyen, değiştiren, kuran, yeniden yapan bir özelliğe kavuşması için zamanınız ve emeğiniz binlerce deneye ve sezgiye açılmalı. Doğru müziği bulmak için bütün enstrümanların notalarında gezmelisiniz ve fakat bu salt amacınız değil ancak kulaklarımızı tıkayan bu kalitesiz müziğin bir istifrası, panzehri olmalı. Çünkü kaderimiz olan “o şarkı”nın ezgileri bir gün gelip bulacak bizi. Ve aklımıza kene gibi yapışan ideolojilerin atıkları da sizin geliştireceğiniz keskin bakışla; bazen alaycı, bazen yok sayan, bazen de savunan ve saldıran bir tavır ortaya koyarak bu devasa çöplüğü güneşten sızan ışınlarla yakacak bir merceğe dönüşmelidir. Üstatlar bizim için bir saplantı ya da çıkmaz sokak değil, birer durak ve okul olmalı, bu bağlamda olgun ve özgün olan hiçbir şey es geçilmemeli. Ve de kötü, pespaye, daraltan, uyuşturan her şey de tamamen çizdiğimiz ve her hamlemizde genişleteceğimiz çemberin dışına itilmeli. Hedefimize bu şekilde süren bir satıh müdafaasıyla ilerlemeliyiz. Şimdi bir yolculuğa çıkıyoruz, her sayımızda farklı bir diyarda gezinecek ve dürbünümüzle o bölgenin dağlarını, ovalarını, mamur yerlerini, yıkıntılarını toprakta gezinen böceğine kadar tarayacağız, bir şiir ve sembolden yola çıkarak.

             

Veysel Karani Tur

1988’de Sivas’ta doğdu. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Şu an Almanya’da yüksek öğrenimine devam ediyor. Şiirleri ve şiir üzerine yazıları Esrar başta olmak üzere; Dergâh, Hece, Karabatak, Mühür, Melâmet gibi dergilerde yayımlandı. Zihni Kara mahlasıyla, ilk sayılarından beri Masal fanzinde yer almakta.

SonrakiNeo Epik Darbe