Öykü

Güvercinler

Doğu ile Batı arasındaki savaşın bitmesi üzerine; kâğıt üstünde olmasa da gerçekte galip olan Batı, bu kutlamaya ev sahipliği yapacaktı. Batının en büyük şehrinde toplanan binlerce kişi, hükümdarın sulh üzerine konuşmalarını dinleyecek, ardından mağlup hükümdarın özürlerini kabul edecekti. Batı hükümdarının emriyle yüz kadar güvercin -geçici de olsa- sulhun şerefine göğe salınacaktı. Güvercinler, kafeslerinde olacaklardan haberdar bir şekilde bir aynılığı gerçekleştirmek için bekleşiyorlardı.

Bulundukları kümesin, kalabalık meydana bakan parmaklıklı penceresindeki genç bir güvercin söylenmeye başladı: “Yine barış! Yine uçuracaklar ve yine savaşıp yine yakalayacaklar… Offf!!!”  Yanındaki güvercin hak verircesine başını sallayarak; “Ne sandın ki? Bizi zaten bunun için besliyorlar.”

“Nasıl yani?”

“Hala anlamadın değil mi? Ben kendimi bildim bileli Doğu ile Batı sürekli savaş içerisindedir. Doğu yendiğinde Batıya uçarız, Batı yendiğinde Doğuya… Sonra uçtuğumuz devlet, diğer devlete tekrar savaş açar. Tekrar yakalanır ve ters istikamete uçuruluruz.”

“Ne yani? Doğunun güvercinleri yok mu? Peki, biz nereye aidiz?”

“Hiçbir yere.”

“Yani biz Doğuya uçurulacağız, ardından savaş olacak. Sonra da yakalanıp Batıya mı uçurulacağız? Ve bu böyle devam edecek ha!”

Başka bir güvercin konuşulanları duyduğundan olsa gerek, başıyla kalabalığı yararak bu iki güvercinin sohbetine iştirak etmek için yanlarına geldi: “Aynen öyle genç güvercin. İnsanlar aslında bizim için savaşıyor! Bu kadar insanın ölmesine sebep olan basit bir güvercin kavgası işte!”

Güvercinler kafeslerinde bunları konuşurken dışarıda sulh töreni başlamıştı. Galip devletin hükümdarı konuşmaya başlamak için kürsüye çıkarken, askerler eğilerek basamak oluşturdu. Kürsüye çıktıktan sonra hükümdar, askerlerine küçük bir gülümsemeyle teşekkür etmeyi ihmal etmedi.

Hükümdar konuşmasında savaşın kötülüğünden, Doğu’nun barbarlığından, iktisadi yanlışlıklardan ve biraz da çocukluğundan bahsettikten sonra; Doğu’ya esenlikler ve barış dolu bir gelecek temenni ederek yerine geçti. Şimdi sıra Doğu hükümdarının özür dilemesindeydi. Kalabalık, hükümdarın sıkıcı konuşmasının ardından gelecek eğlenceyi sabırsızlıkla bekliyordu. Hatta bazı gaziler; bunun için yaralanmanın değil, ölümün bile göze alınabileceğini savunuyorlardı. Batı hükümdarının emriyle gelen iki asker yan yana dört ayak olarak sırtlarına Doğunun hükümdarını aldılar. Doğunun hükümdarının sırtına da zorlanarak Batı hükümdarı çıktı biraz sonra.

Oluşan bu komik üçgen, bütün halkı gülmekten kırıp geçirmişti. Kahkahalar yükseliyor, yükseliyordu!.. Ama bu kalabalıktan biraz uzakta, Doğu hükümdarının oğlu ülkeye kaçak olarak gelmiş, sevgilisi olan Batı hükümdarının kızıyla ateşli bir şekilde sevişiyordu. Dışarıdaki gürültüye rağmen şehvetleri; dünyada o an için yalnız onlar varmış ve öyle olmak zorundaymışçasına, bu iki genç ve kızışmış bedeni ateşle muhafaza ederek kör ve sağır ediyordu.

Öte yandan kalabalığı izleyen güvercinlerden biri “Şu insanların yaptıklarına bak! Biz  bunlar için uçmamalıyız!” dedi.

Güvecinler bunun üzerine düşünmeye başladılar. Yoldaşları haklıydı. İçlerinden biri söze başladı; “Arkadaşlar, bu sefer yenilen tarafa uçmayacağız. Benim farklı bir fikrim var!”

Güvercinler merakla ona bakarken içlerinden biri “Nedir?” diye sordu.

“Kuzeye uçacağız!”

“Ama orada kimse yaşamıyor, bizi kim besler sonra?”

“Kısa müddette olsa vahşi yaşamda kalmadık mı sanki?”

“Kaldık.”

“Kuzeyde de tutunuruz işte bir şekilde. Doğu-Batı arası uçmaktan iyidir!”

Güvercinlerin ekseriyeti Kuzey’e uçma fikrini makul buldu. Fikrin sahibi güvercin devam etti: “Arkadaşlar kapaklar açıldığında hepimiz Kuzeye doğru uçacağız. Ne olursa olsun Kuzeye kadar durmak yok. Anlaşıldı mı?”

Güvercinler hep bir ağızdan “Anlaşıldı!” dedikten sonra sabırsızlıkla Doğu hükümdarının mağlubiyet komedisinin bitmesini beklemeye başladılar.

İki hükümdarın tohumları her şeyden uzakta, bambaşka bir saadet içindeydiler. Saadetin sonrasında oğlan derin bir nefes alıp kızın gözlerinin içine bakarak “Bu sefer yenilmiş olabiliriz. Ancak bu yenemeyeceğimiz anlamına gelmez!”

Kız, oğlandan sertçe uzaklaşarak “Ne demek istiyorsun? Bu anlamsız savaşta sen de mi tarafsın yoksa?”

Oğlan gülerek başını salladı. Ayağa kalktı. Pantolonunu çekip omzunun üzerinden kıza bakarak: “Ne sandın kızım! Ben babamın yanındaydım her zaman! Ne yani? Babam o kadar Batılı önünde rezil olacak, ben de seyirci kalacağım ha!”

Gömleğinin düğmelerini ilikleyip saçlarını düzelttikten sonra kıza dönerek “Babam babana mağlup olmuş olabilir. Bunu babamın üzerine çıkarak göstermiş de olabilir. Ben de babamın öcünü, senin üstüne çıkarak aldım. Hahahaha!” Oğlan bunu söyledikten sonra sağ elini hafif bir yumruk yapıp, sol eliyle tepesine vurarak çıkardığı sese bir kahkaha daha ekledi.

Kız, hayret ve öfkeden donakalmıştı. Hafifçe bir titremeden sonra siyah gözlerini dolduran pınar, taşmaya ve yanaklarından süzülmeye başlamıştı. Birden kıpkırmızı kesilerek bağırmaya başladı; “Alçak! Namussuz! Aldattın beni! Kandırdın!” Oğlan birden kaçak olduğunu hatırladı. Kızı susturmaz ise yakalanacaktı! Hemen eliyle kızın ağzını kapattı. Ancak burnunu da kapattığının farkında değildi. Biri duyduysa ya da biri gördüyse diye ödü kopuyordu. Bir yandan da çırpınan kızın kurtulup bir aptallık yapmasına mani olmak için kızı daha sıkı tutuyor, elini daha sıkı bastırıyordu. Bu korkuyla oğlan kızın hareket etmediğini biraz geç fark etti. Kızın yüzüne baktı. Demin çakmak çakmak yanan siyah gözleri, artık donuktu. Üstelik kız nefes almıyordu! Oğlan korkuyla cesedi itti. Ardından çaresizlik içinde düşünmeye başladı. Şimdi ne yapacaktı?

Kalabalık, yavaş yavaş dağılıyordu… Tören sebebiyle sınırda oluşan boşluktan ülkeye girmişti. Askerler, sınırdaki görev yerlerine dönmeden önce ülkeyi terk etmeliydi! Hemen aklındakini yapmaya başladı.

Güvercinler bandonun ulusal marşa başlamasıyla birlikte serbest bırakıldı. Gökyüzü bir anda bembeyaz bir örtüyle kaplanmıştı. Herkes bu beyazlığa ağzı açık bakıyordu. Güvercinler yükseldi, yükseldi… Tam Doğuya uçacakken birden Kuzeye doğru kanat çırpmaya başladılar…

Herkes büyük bir şaşkınlık içerisindeydi. Güvercinler kaç yıllık geleneği bozmuş, Kuzeye uçuyorlardı. Kalabalığın ağzı bu sefer de şaşkınlıktan açılmıştı! Güvercinler ihanet etmiş, geleneği bozmuşlardı!

En kötüsü de hükümdarların üstünden geçerken oldu. Güvercinler altlı üstlü duran bu garip insan yapısını pislik yağmuruna maruz bıraktılar. Güvercinlerin bu lütfu, iki hükümdarı da çileden çıkarmıştı. Çünkü güvercinler hem ihanet ediyor hem de hükümdarlara terbiyesizlikte bulunuyordu. Batının hükümdarı Doğununkinin üzerinden inip derhal törenin bitirilmesi emrini verdi. Doğu hükümdarının koluna girip makam arabasına birlikte binerek alandan uzaklaştılar.

Kalabalık, ne olduğunu anlamadan bir süre öylece kaldı. Kimisi güvercinleri ihanet ile suçluyor kimisi de bu olayın Doğunun bir komplosu olduğunu iddia ediyordu.

Güvercinler tüm güçleriyle kanat çırparlarken arkalarından bir uçak sürüsünün geldiğini gördüler. Korkunun tesiriyle daha da hızlandılar ama önlerinden kaçtıkları pervaneli uçaklardan daha hızlı olmalarına imkân yoktu! Üstelik uçaklardaki makineli tüfekler de bu zavallı hayvanlara kurşun yağdırmaya başlamıştı. Takribi beş dakika sonra güvercinlerin neredeyse tamamı yok edilmişti. Yalnız içlerinden biri, yere sert bir iniş yapmış olsa da, uçakların kıyımından yaralı olarak kurtulabilmişti. Kuzeye uçma fikrinin nelere mal olduğunu kahırlanarak düşünüyordu. Geriye sadece kendisi mi kalmıştı? Onu değil ama kanadındaki kurşun sıyrığıyla fazla yaşayamayacağını biliyordu. Nitekim öyle de oldu; arkadan sessizce gelen bir tilkinin dişleri arasında görebildiklerine son kez baktı.

Ertesi gün Batıda hain güvercinlerin yok edilmesi ve Doğu-Batı arasındaki düşmanlığın bitmesi şerefine tören düzenlendi. Törende hava kuvvetlerinin üst rütbeli subayları ve muzaffer pilotlar madalyayla ödüllendirilirken; Doğu hükümdarının oğlunun sınırı kadın kılığında geçerken vurularak öldürüldüğü, Batı hükümdarının kızının ise çıplak bir vaziyette iki sokak aşağıda ölü bulunduğu haberleri geldi.

Bunun üzerine Batı hükümdarı, Doğu hükümdarına sert bir tokat atarak tekrar savaş ilan etti. Savaş için hazırlıklara başlandı. Bu seferki savaş çok çetin olacak ve bir taraf yok olana kadar sürecekti. Çünkü güvercinler haindi. Barış infaz edilmişti.

             

Doğuhan Dağ

1986 yılının 9 Ocağında Sivas'ın Kangal ilçesinde doğdu. Aslen Kırşehir Akçakent'lidir. Çocukluğu muhtelif yerleşkelerde geçti, bu sebepten kendini bir yere ait hissedemedi. Ama en çok Çorum'un Osmancık ilçesini sevdi. Üniversite yıllarını Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde Antropolojiyle geçirdi. Mezun olmasına rağmen hayatının yarısı Antropoloji, diğer yarısı da muhtelif amaçlar içindir. Edebiyatla münasebeti fazla eskiye gitmez (8-9 yıl). Masal Fanzin'de "Ölü Cenin" ismiyle yazmışlığı vardır. Yazmayı, okumayı, koşmayı ve bisiklete binmeyi sever.

ÖncekiBenzer
SonrakiBir Şehirdi