Kitap

Dilde Devinen Cehennem Üzerine: Glossolalia

Bazı metinler vardır, türler arasında belirsiz bir yerde durur. Belki de bu metinlerden kimileri kendine has, tek seferlik bir tür oluşturur. Glossolalia da böyle bir metin. Rus şair Andrey Belıy tarafından kaleme alınmış. Numaralarla gösterilmiş yetmiş beş bölümden oluşuyor, metnin alt başlığı “Ses Üzerine Bir Poem”. Yani bir şiir. Ateşlerden, kırılmalardan, patlamalardan maddeye ve mükemmelliğe, oradan da entropiye ulanan evrenimizi tek ve bütün bir gerçeklik olarak ruhta, insanda ve dolayısıyla dilde birleştiren Glossolalia; “ateş”i her şeyde ve bilhassa seste bir öz olarak belirlemiş. Metin yüzeysel bakışta görüldüğü kadarıyla etimoloji, felsefe, şiir ve büyü karışımı bir üslup armonisine sahip. Cümleler argüman bildirme ile öyküleme arasında gerilmiş. Sayfa aralarında Belıy’ın garip, etkileyici çizimleri var. Yazar bir bilimsellik ironisi mi yapmaktadır, yoksa bilimsellikten arındırılmış bir akıl yürütme biçimi arayışında mıdır bilinmez.

Eserde harfler bir anlamda sessel karakterleriyle evrendeki oluşumların bir karşılığı, bir özeti olarak kabul edilmiş gibi: “Ateş yalımı parçalandı, savruldu, buhar saldı – “u” ve “h” en eski “w”yi oluşturdu”(s.33). Harfleri doğuran kozmik rahim bu denli bir cehennem kuyusu şekliyle tasavvur edilmiş kitapta; gerek seçilen ateş imgeleri, gerekse ifade tarzındaki ateşin gümbürdemesini andıran hareketlilik açısından. “Anlaşılır “p”nin ardında en eski “w” vardır: – ve “p”de kendini duyurur; sesse Protagonist hırıldar; derinlerden çıkıverir; ses nesnesizlikte kabarır”(s. 34). Seslerin kendi şeklini bulurkenki yolculuğu ve birbiri içine akarkenki hali hep böyle bir ateş imgesiyle, ateşin içinde bir takım renklerin sürekli birbirine ulanmasını andıran bir biçimde anlatılıyor. Alfabe içinde ya da üstünde bulunduğu evrenin (cehennemin) içinde bir öz ateş gibi ale alınıyor. “u” zaman zaman arka hava deliğinde alevli “v” olarak yaşar (kızılötesi ışınlarda)”. Bu anlatımda seslerin anlamsızlığına dair düşünceye tamamen karşıt, bütün harflerin çok derin anlamların çiçeklenmesi şeklinde ifadesi dikkat çekiyor.

andrey-beliy
Andrey Belıy (1880 – 1934)

Metinde anlam-ses ilişkisi olabildiğince kuvvetlendirilmiş. Sezgi ve şiirsel duyuşun yardımıyla bir makro-etimoloji alanına girilmiş. Ve üzerinde durulan kök-anlamların çoğu ateşle ilgili. Mitoloji, din ve kültür; içlerinde barındırdıkları anlam ve duyuş kristallenmeleriyle bir büyük kök-ateşten, doğurgan bir anlam olarak cehennemden çıkmış olarak ele alınmış. “ “Ra” ağızda, sıcaktaki ışığın sezilmesidir; “Ra” ağızda ısıdan parıltıların patlamasıdır; diskin görülmesi. “Ra” güneş tanrısıdır” (s. 43). “ “Dilin ucuna eski anlamlar uçar: ve “hrs” ışınların altın – akışı – “chrisos”tur; “chrs” adının sırrı İsa’dır [Hristos]. Hristos’un ışığı her şeyi aydınlatan güneş ışığıdır: aydınlatan derinler; derinlerde gizli, Efendimizin affettiği Demonlar, dirilişin coşkusunu duyar: …” (s. 56). Burada ateş biraz da “nur”a evrilerek manevi aydınlanmanın kaynağı olarak gösterilmiş.

Glossolalia dildeki olgunlaşmayı bir anlamda ateşle kıvamlandırır yani “pişmek”le. Ve metnin üzerine kurulduğu “cehennem” ise yakıp yok eden bir cehennem değil, arındıran bir cehennemdir. Ateşin arındırıcılığı ve günahkarların cehennemde yanarak cennete hazır hale geldiği bilinir. Burada mavera-metafizik-evren ötesi alem cennet olarak kabul edilirse, masiva-fizik-evren yani insanın dünyasal yaşamı da cehenneme denk geliyor. Yaşamımızı her şeyiyle kuşatan, bir anlamda onun kendisi olan dil bu yüzden bu işin kıvılcımları, ateş yalımları olarak görülmüş sanırım. Metnin bu yoğun atmosferi çizimlerle, bir takım düşünürlere referanslarla (Nietzsche de bunlardan biri) ve bazı şairlerden alıntılanan şiir parçalarıyla da pekiştirilmiş:

“Çanımız – ölçüsüz bir dil.
Nehirlerden Başmelek’lerin çehresi yedeklendi.
Taşlık uca çağrılıyor dünyalar,
Ve demonlar çıkıyor cehennem kuyularından.
Metal katmanları dökülüyor ateşe,
Güneşten pay alsın diye halklar – İsalar.
Dillerin dilinde şarkıcının müjdesi cisimlenir.
Biz – güneş taşıyıcıların ordusuyuz; yerin göbeğinde
Yüz kuleli, alevli bir ev yükseltiyoruz.” (N. Kluyev)

Metindeki tanımlamalarda bir özgürlük hakim. Ve bir şeyin akıl yürütme araçları ve düşün literatürüyle tanımlanması yerine ağzına kadar dolu kadehlerin tokuşturulması ve birbirine de katılması gibi, bir şeyin diğer bir şeyle tanımlanması dikkat çekiyor. Metnin dilindeki fantastik öyküleme bu tanımlamaları da yutarak kendi yoğunluğu içinde eritiyor: “sesler renktir”, “sesler aslında duygudur” (s. 99), “ışığın gözü sestir.”

andrey-beliy-glossolalia-
Glossolalia. YKY. 2007.

Glossolalia okurken kavradığımız şey biraz da dilin insana dair en büyük mucize olarak; açıklanamazlığı, üzerine konuşulamazlığıdır. Metindeki bilimsellik ironisi belki de bunun bir yansıması olarak görülebilir. “Sıcaklığın dile getirilmezliği korkunçtur.” “Dışa solunan ateş hiçliğe atılmıştı.” “Ağzımızda oluşan sıcaklık ağır ağır eriyordu: ebedi, belirsiz sesler yankılandı aei; gece oldu”. Belki de ateşte ısrarın sebebi, bu açıklanamazlıktır. Bizim derin kavramalarımız genelde sözlerden çok metaforlar üzerinden olduğu için burada kuşatıcı bir metafor olarak ateş-cehennem seçilmiş olabilir. İnsanlara dair en kuşatıcı kaynaklar olan kutsal kitaplarda anlatımın metaforlar üzerinden yapılması, metnin bu tavrını haklı kılan bir gerçektir.


Kaynak: Andrey Belıy, Glossolalia, Yapı Kredi Yayınları, Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar, İstanbul, 2007.

             

Veysel Karani Tur

1988’de Sivas’ta doğdu. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Şu an Almanya’da yüksek öğrenimine devam ediyor. Şiirleri ve şiir üzerine yazıları Esrar başta olmak üzere; Dergâh, Hece, Karabatak, Mühür, Melâmet gibi dergilerde yayımlandı. Zihni Kara mahlasıyla, ilk sayılarından beri Masal fanzinde yer almakta.

ÖncekiAntik Bir Şehre Küçük Bir Yolculuk…
SonrakiBoşluğa Düşmek