Söyleşi

Derin Sarıyer ile Müziğe ve Tasarıma Dair Derin Bir Söyleşi

“Bir şarkı yazmakla bir ürün tasarımı yapmanın teknik aşamalarının gelişimleri benzerlik gösteriyor bir ölçüde…”

Tasarımcı ve müzisyen Derin Sarıyer, geçtiğimiz günlerde yeni teklisi “Moda Burnu’nda”yı yayımladı. Hemen her yıl yeni bir tekli çıkaran ve aynı zamanda babası Aziz Sarıyer tarafından kurulmuş ‘Derin Design’ markasıyla yenilikçi ürünler tasarlayan Derin Sarıyer ile müziğe ve tasarıma dair konuştuk. Elec-Trip Records etiketiyle çıkan yeni teklinin düzenlemesi Oğuz Kaplangı tarafından yapıldı. Mastering işlemini The Killers, Elbow, Manic Street Preachers’la da çalışmış olan Grammy ödüllü Tim Young yaptı. Klibin yönetmeni ise Dilek Altan. Yeni tekli; YouTube, iTunes, Spotify, Apple Music ve Deezer üzerinden yayında. Derin Sarıyer şarkının hikâyesini şöyle anlatıyor;

“Niyet, seçim ve çabalarımızın iplerinin elimizde olduğu yanılgısındayız. Bunların kaynağı temelde belirsiz ve gizemlidir. İnsanlık durumunun içine gömülü olan derin çaresizlikle yüzleşmenin karanlık huzuruyla yetinebilmek gerekir.”

Tasarım ve müzik aynı zamanda iki farklı sanat dalı… Siz de bunların her ikisinin içinde üretim anlamında olan bir insansınız ve bundan yola çıkarak şunu sormak istiyorum; bu iki farklı sanat türünün birbirine benzer, bağdaştırılabilir paralel yanları var mı sizce? Yoksa tamamen ayrı dünyalar mı?

Bu iki alanın ortak yönleri var bana kalırsa. Bir şarkı yazmakla bir ürün tasarımı yapmanın teknik aşamalarının gelişimleri benzerlik gösteriyor bir ölçüde. Fakat bu yorumu fazlasıyla analitik baktığımda yapabiliyorum. Yoksa çok kolay söylenebilecek bir şey değil bu. İki disiplinin de bendeki yerleri çok eskiye dayanıyor. Çocukluğuma. Hayatın akışı içerisinde ilgimi çeken şeyler oldular. Eğilimim bu yöneydi. Bu nedenle üzerinde çok detaylı düşünme fırsatım da olmadan tasarım ve müzik konularının içinde buldum kendimi.

Birçok sanatçı yaratıcılık konusunda kendi alanında dönemsel olarak tıkanmalar yaşayabiliyor. Örnek vermem gerekirse bir şairin şiir tıkanıklığı dönemine girmesi gibi… Tasarım veya müzikte bu tip bir şey başınıza hiç geldi mi? Yaratıcılığınızda bir tıkanma veya tekrara düşme yaşadınız mı?

Anlık tıkanmalar yaşadığımda başka bir şeyle uğraşırım. Nispeten pasif olabileceğim bir şeyle. Film izlerim, müzik dinlerim, kitap okurum. Bir de ortaya çıkardıklarım bazen tek seferde çıkarlar ama bazen de uzun vadeye yayılır bu süreç. Parçaları dikişleri görülmeden birleştirebilmek önemlidir tabii bu yöntemde.Tekrara düşmekten bahsedecek olursak da aslında ruh olarak kendini tekrar etmeyi değerli buluyorum. Bir fikrin temeline inmek adına ısrarcı olmaktır bu. Biçimde değişikliğe gitmek önem kazanır bu durumda. Aynı ruhu farklı biçimlerde anlatmaktan bahsediyorum.

“Bir ressamın kendisine gelen olumlu ya da olumsuz eleştirileri dikkate alarak bir sonraki resmini ele alması da doğru bir tavır olmazdı…”

Öncekilerden sanki biraz daha farklı bir yönelim var “Moda Burnu’nda” şarkınızda. Yanılıyor muyum? Alışılagelmiş Derin Sarıyer teklilerinden biraz sıyrılıyor sanki?

Yayınlanan şarkıların hepsini aynı dönemde yazdım. Son 4 sene içinde. Aynı duyguyla yaklaştım hepsine. Tabii dışarıdan bakmam çok zor yazdıklarıma. Düzenlemerin de hepsini Oğuz Kaplangı yaptı. Orada da devamlılık var. Moda Burnu’nun daha hızlı bir temposu var. Belki de hissettiğiniz farkı yaratan unsur budur.

Klipte de çeşitli görüntü oyunları, kurgu oyunları var. Tabir yerindeyse biraz algıyla ‘şakalaşan’ bir klip oldu. Tabi yine Dilek Altan imzalı… Dilek Altan ile uyumlu bir çalışma yakaladığınızı görüyorum. Dilek hanım ile genel olarak çalışma süreciniz ne şekilde gerçekleşiyor?

Şarkılarla ilgili belirgin fotoğraflar oluyor aklımda. Her klipten önce bu fikirleri biraz da dağınık bir biçimde Dilek Altan ile paylaşıyorum. Çok keskin, çerçevelenmiş düşünceler olmuyor bunlar. Sadece bazı referans noktaları oluşturmak için bunu yapıyorum. Devamında bütün kontrol kendisinde oluyor. Artık beni iyi tanıdığı için nelerin bana fazla gelebileceğini öngörebiliyor. Anlamsız, sadece ilgi çekmek için yapılan şeyler bana göre değil. Rahatsızlık veriyor bana. Dilek’in yaklaşımı da benimle aynı çizgide.

Her klipte siyah beyaz tercihi neden diye sorsam? Bir sebebi var mı? Mesela az önce bahsettiğiniz şarkılarınızın her açıdan devamlılığı gibi bir sebeple klipleriniz arası bir süreklilik tadı verdiği için mi, yoksa şarkılarınızın minimalist yanını destekleyen bir unsur mu?

Siyah – Beyaz’ın kattığı sinematografik etkiyi seviyorum. Görüntülerin genel duygusunu homojenleştiriyor. Klibin ön planda olmasını değil, şarkının fonu olmasını istiyorum. Senaryosuz, şarkının hissini takip etmesini bekliyorum. Videoların renklerden arınmış olması da bu beklentilerime destek oluyor.

Müziğinize dair yapılan eleştirileri -olumlu olumsuz fark etmez- dikkate değer buluyor musunuz? Ya da neye göre bir eleştiriyi dikkate alıp almamayı seçiyorsunuz?

İçimden gelen ve eğilimim olan şeyleri yapıyorum. Bu konuda ısrarcıyım. Herkesin kendine göre bir fikri oluyor. Bunları sentezlemek ya da içlerinden yararlanabileceklerimi eleyip faydalanmak bana göre değil. Tam olarak aklımdakini ortaya koyabildikten sonra huzurlu oluyorum. Kendime olan borcumu ödemiş olmanın hafifliğine erişiyorum. Bir ressamın kendisine gelen olumlu ya da olumsuz eleştirileri dikkate alarak bir sonraki resmini ele alması da doğru bir tavır olmazdı.

“Sözler bazen kendiliğinden geliyor, bazen şarkının melodisi üzerine oturup sancılar çekerek yazıyorum, bazen de ikisinin karışımı oluyor…”

Müziğiniz -veya sesiniz fark etmez- ya çok sevilip benimseniyor ya da hiç sevilmeyip ötekileştiriliyor… Bunu neye bağlıyorsunuz?

İnsan diğer canlılara göre karmaşık bir varlık. Özsaygısını korumak adına gerçeklikten kopmaya elverişli. Düşüncelerini tamamen kendisinin oluşturduğunu sanma yanılgısında. Kendimizi kötü hissettiren bir durumla karşılaştığımızda bazen bilinçaltımız o durumu deforme eder. Belirli bir alanda yaptığı işlerde tanıdığımız birinin bir anda apayrı bir disiplinle karşımıza çıkması bize fazla gelebilir ve bu fazlalık yorumlarımızı şekillendirebilir.

Yaptığınız müziğe olumsuz eleştiriler geldiğinde sizi isteklendirme olarak kötü yönde etkilediği oluyor mu?

Yazdığım şarkıların söz konusu olumsuz eleştiriyi yapan kişiye göre olmadığını düşünürüm. Yapabileceğim bir şey olmadığı için de beni etkilemesine izin vermeyecek psikolojiye kolay geçerim. Tabii ki ben de herkes gibi yaptığım işle beğenilmek isterim. İnsan doğası bunu gerektirir. Bir de gündelik hayatım çok sakin geçmiyor. Benimle ilgili düşünceleri çok fazla düşünecek durgunlukta olamıyorum. Öyle bir durgunluk anı bulduğumda da neye üzüleceğimi unutmuş oluyorum. “Her şey geçer. Her şey değişir. Ne yapman gerektiğini düşünüyorsan sadece onu yap.”

Ülkemizde müzikle uğraşan birçok genç kendini sosyal medya aracılığıyla duyurmaya çalışıyor. Kimisi zar zor kendini duyurmayı başarırken, birçoğu bu konuda zorlanmakta… Hal böyleyken sizin her yıl tekli şarkı çıkardığınızda bunun duyurusu için bütçe ayırıp kolaylıkla duyurabilmeniz eleştiri konusu olabiliyor. Bu tür eleştirilere yorumunuz nedir?

Şarkı yazmaya ve demolar kaydetmeye lisede başladım. Profesyonel olarak müzik yapmayı da ileri yaşlarıma saklama kararı aldım. Bunun nedeni alternatif şarkılar yazıyor olmam ve bunları ödün vermeden yayınlayabilme isteğimdi. Bir de bütçe ile ne kastedildiğini tam anlayamıyorum. Sosyal medyada kullanılan bazı tanıtım imkânları sanırım. Şarkıların organik yayılma imkânını destekleyen mütevazi destekler dışında arkamda herhangi bir sponsor ya da büyük yatırımlar yapan bir yapım şirketi yok. Elec-Trip Records’un sahibi Oğuz Kaplangı’yla birlikte kendi yağında pişen bir projemiz bu.

“İnebildiğim kadar derine inmek, düşünmek ve dipten kum çıkarmaktan aldığım zevki hayatta başka hiçbir şeyden almadım…”

Felsefe ile uğraşır mısınız, aranız nasıldır? Var mıdır okuduğunuz ya da etkilendiğiniz birileri bu alandan?

Aynı frekansta olduğumu hissettiğim düşünürleri okurum. Hayatımızı boş, beyhude ve anlamsız hissetmememiz için kendimizi tanımamız gerekir. Bu açıdan kendime yakın gördüğüm yazarların bende etkisi vardır. Günlük hayatımızda köşeye sıkışmışlık duygusu içindeysek bunun iki kaçış yolu vardır. Ya kendimizi depresyona bırakmak ya da suçluluk ve utançla yüzleşmek… Ben ikincisine eğilimliyim. Suçluluk ve utancın yerini nefret, kin ve haset duygularının almasının kökeninde benliğimizi araştırmamamız ve onunla yüzleşmememiz yatar.

Bazı şarkı sözleriniz ya da hatta bazı şarkılarınız desek de doğru olur; varoluşa dair çağrışımlar yapıyor. Mesela ‘Herkes Bir Şey Biliyor’ şarkınız… Hatta klip olarak beyaz bir arka plan ve önde sizin mizansenleriniz de bu ‘varoluşa’ dair izleri destekliyor gibi. Yaşadığımız evren içinde insanın halleri, özü ve iç dünyasına yolculuğu hatta nerden gelip nereye gittiğimize dair çağrışımlar mevcut gibi geldi bana, hem şarkının sözleri hem de klip?

Neden davranıyor olduğumuz gibi davranırız? Motivasyonlarımızın temelindeki nedenler nelerdir? Bu gibi sorular sürekli aklımdadır. Doğal olarak bunlar yazdıklarıma yansıyor. Klipler de şarkıların bir uzantısı olduklarından aynı tavrı orada da sürdürüyorum. İnsan verdiği nefeste bile kendini anlatır fakat bunun bir zorunluluk olduğunu hissedenler azınlıktadır. Bir şey hakkında bir ifadede bulunma gerekliliğini veren his çok güçlü bir his. Söylemeye layık gördüğümüz sözlerden varoluşun neresinde durduğumuz okunur. Söylediklerimizle bu dünyada neye karşılık geldiğimizi belirleriz. Anlattıklarımızın, yazdıklarımızın, fısıldadıklarımızın; içgüdüsel de olsa stratejik anlamları olmalı. Bunu erken keşfettim. Her zaman kendimle doluydum. İnebildiğim kadar derine inmek, düşünmek ve dipten kum çıkarmaktan aldığım zevki hayatta başka hiçbir şeyden almadım.

Kliplerinizde belli başlı imgeler görüyoruz. Örneğin ‘Törensiz Gömülen Hayaller’ klibinde boş bir oda, bir sandalye, bir kapı, merdivenler… Böyle bu tarz imgeler var. Özellikle kullanılan imgeler miydi manası olan, yoksa anlam yüklemeden elde ettiğiniz bir sonuç mu? Ve tabi bir anlamı varsa neye işaret etmek istediniz bu imgelerle?

Bahsettiğiniz imgeleri rastgele seçmemekle birlikte gizemli anlamlar taşıyan göstergeler de değiller. Şarkının sözleriyle eş zamanlı giden, çatışmayan, bazı anlarda çakışan görüntüler kurguluyoruz. Kendi başına bir anlam ifade etmeyen, şarkıyla bütünleştiğinde onu destekleyen klipler ilgimi çekti her zaman.

Sözleri yazarken seçtiğiniz kelimeleri neye göre seçiyorsunuz? Mesela neye göre “1987 kar tatilindeki çocuk”?

Sözler bazen kendiliğinden geliyor, bazen şarkının melodisi üzerine oturup sancılar çekerek yazıyorum, bazen de ikisinin karışımı oluyor. Neresinden bakarsam bakayım bilinçaltım epeyi devrede oluyor. Bu nedenle bu konunun analizini sağlıklı yapamam. “Herkes Bir Şey Biliyor”da geçmişten bir mutluluk imgesi arıyordum sanırım, aklıma o kar tatilinde yaşadığım mutluluk geldi ve kullandım.

Müzik, tasarım ya da hayatınıza dair… Hiç fark etmez… Yarına dair planlarınız neler?

Gergin bir ortamda yaşıyoruz. Bu şartlarda ileriye dönük kişisel planlar yapmak bana çelişkili geliyor. Yine de her şartta beni hafifleten işleri yapmaya devam edebilecek asgari şartları oluşturma gayreti içinde olacağım.

Derin Sarıyer – Moda Burnu’nda

Söz – Müzik: Derin Sarıyer
Düzenleme – Mix: Oğuz Kaplangı
Mastering: Tim Young
Yönetmen: Dilek Altan

             

Ali Küçük

İstanbul doğumlu. Kısa metraj sinema ve reklam yönetmeni. Bazı süreli yayınlarda öykü, şiir ve denemeleriyle yer aldı. Şu an şiir, öykü ve senaryo yazımının yanı sıra İngilizce öğretmenliği yapıyor...

ÖncekiYangın
SonrakiBir Arap'ı Öldürmeye Giriş: 101