Araştırma

Çingeneler Hakkında Hiç Bilmedikleriniz

Günlük hayatta sürekli gözüme takılan ama bugüne kadar hiç sorgulama gereği duymadığım bir konudan bahsetmek istiyorum. Fakat baştan belirtmek isterim ki, bu yazacaklarım kesinlikle bir ön yargı değildir. Annemin bütün diğer anneler gibi, ben küçükken her yaramazlık yaptığımda söylediği; “Seni Çingenelerden aldık”, “Uslu durmazsan seni Çingenelere veririz” cümleleri ya da uzun yaz günlerinde boş tarlalara kurulan Çingene çadırları ve Çingene bohçacıları; bende Çingenelere karşı hiçbir zaman için ‘Çingene’ deyip geçeceğim ya da ırkçılık yapacağım bir konu olmadı. Aksine hep çok sevdim onları ve enerjilerini…

Geçenlerde Kadıköy rıhtımda dolanırken bir grup Roman çekti dikkatimi. Arkalarından koşar adımlarla yaklaşmaya çalıştım kendilerine. Bloğumda yazacağım yazı için çekmeye çalıştığım fotoğraf uğruna ise sol bacağımı demir bloklara çarparak morartmış bulundum.

Çingenelerin çocuklarından tutun kadınlarına, erkeklerine ve hatta yaşlılarına kadar neden saçlarını sarıya ya da çikolata rengine boyadıklarını düşündünüz mü hiç?

Ben işte tam da o Çingene kızlarını gördüğüm anda aklımdan geçti bu soru ve dizimi demir bloğa çarpmanın şiddetiyle düşüncem yerini acı dolu kıvranmaya bıraktı. O an beynimde kuşlar uçuştu; bırakın Çingeneleri, kendimden bile vazgeçip Cansever’in ‘Yara benim’ şarkısını söylemek istedim sadece. Neyse, bu yazıyı yazabildiysem eğer, ‘Çingeneleri tanıma yolunda çekilen çile kutsaldır’ diyorum ve konuma dönüyorum.

Mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir; sokakta gördüğünüz Çingenelerin saçları hep sarı röflelidir. Kadınların saçlarını sarıya boyatması, esmer yüzlerinde eğreti dursa da, asıl dikkatimi çeken şey; küçücük çocukların saçlarının da aynı şekilde, olduğundan açık tonlara boyanıyor olmasıydı…

Bu geleneksel bir şey miydi yoksa Romanların eğlenceli ve keyif insanı olmalarından ötürü gelen zevk anlayışı mıydı? Araştırdım.

Kaynak: Gelenek. Eski Çingenelerde bu bir saygı simgesiydi. Sadece en yaşlıları bu şekilde yapardı. Ondan sonra, yıllar geçtikçe yaşlılardan çocuklara kadar herkes böyle yapmaya başladı. Tabi durum sıradanlaşınca da geleneğin bir anlamı kalmadı…

Mantıklı mı mantıklı… En azından bana mantıklı geldi. Ta ki Kuştepe’ye ve Dolapdere’ye gidip kendileriyle birebir söyleşi yapana kadar, bendeki geçerliliği bu. Geçelim diğer konulara…

Çingene mi Roman mı? Çingeneler neden lanetlidir? Çingenelerin yerleri yurtları neden yoktur? Çingenelerin neden bir işe yaramadığı düşünülür? Son olarak en eski Çingene kızı simgesi, Zeugma çingene kızı mozaiği…

Çingeneler mi, Romanlar mı? Bu Kavimler Kimdir? Çingenelerin Tarihi ve Mitolojisi

r

Geçerliliği kesinleşmiş kaynaklara göre her iki yaklaşımın da tamamen yanlış olduğu savunulmaktadır. Roman adı farklı, Çingene adı farklıdır. İkisi de birbirinin yerine kullanılamaz. Çingeneler veya kendilerine verdikleri isimle Romanlar, Hindistan’ın Pencap-Sind nehir havzası boyunca Pakistan ve Afganistan’ın da içinde bulunduğu bölgelerden M.S. 1050 civarında İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılmış Hint-Avrupa kökenli halkın adıdır. Çingeneler, acıdır ki, savaş dönemlerinde sahip oldukları bütün topraklar ellerinden alındığı için geçimlerini çeşitli işler yaparak sağlamak zorunda kalan tüm kavimlerin; yani Orta Asya’dan tutun, Balkanlar’ın, Anadolu’nun ve Orta Doğu’nun bir bölümünün ortak adıdır. Bu kavimler, maalesef ki; tarım, avcılık, hayvancılık ya da toplayıcılık yapmaları için gereken tüm kaynaklarını kaybetmişler; bu yüzden, göçebe zanaatçılığa mahkûm olmuşlardır. Evet, maalesef çok acıdır ki bütün topraklarını kaybettikten sonra dünyanın dört bir yanına yayılmış, acı bir mağduriyeti paylaşan halkların cumhuriyetidir Çingeneler.

Roman kavimleri ise dünyanın her yerinde yaşayan sayısız Çingene kavminden sadece bir tanesidir. Romanların ‘Romanes’ isimli bir dilleri ve kendilerine ait bir tarihleri vardır. Bu önemli gerçeği göz ardı etmediğimiz takdirde ne Çingeneliği, ne de Roman kimliğini inkâr etmeden; Çingenelerin özünden gelen Roman kavminin kendine özgü özelliklerini anlayabiliriz. Akabinde ise Çingene kanı taşıdığını iddia eden üç ana grup bulunmaktadır: Kaldera, Gitano ve Manuşlar

  1. Kaldera Çingeneleri: Yalnız kendilerinin gerçek Çingeneler olduğunu iddia ederler. Adlarından da anlaşıldığı üzere, çoğu kazancılıkla uğraşmaktadır. Rumence’de kazanın adı Caldera’dır. Önce balkan Yarımadası’ndan çıkmışlar, sonra Orta Avrupa’dan Fransa’ya geçip beş kola ayrılmışlardır.
  2. Lovariler: Macaristan’da uzun süre yaşadıklarından dolayı, Fransa’da Macar adıyla çağrılırlar.
  3. Boybalar: Transilvanya’dan gelmişlerdir ve savaştan önce evcilleştirilmiş hayvanlarla gösteri yapan Çingenelerin çoğunluğunu oluşturmaktaydılar.
  4. Luri ya da Luliler: Hint kavminin adını taşırlar.
  5. Çurariler: Diğer Kaldera Çingenelerinden ayrı olarak yaşarlar. Vaktiyle at alıp satan Çurariler, bugün kullanılmış araba alım satımıyla uğraşmaktadır.
  6. Turko-Amerikalılar: Avrupa’ya gelmeden önce, Türkiye’den Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmiş oldukları için kendilerine bu isim verilmektedir.
  7. Gitanolar: Kendilerine yalnızca İspanya, Portekiz, Kuzey Afrika ve Güney Fransa’da rastlamak mümkündür. Dış görünüşleri, lehçeleri ve gelenekleriyle Kalderalılardan ayrılırlar. Kendi içlerinde İspanyol ya da Endülüslüler ve Katalonyalılar diye ayrılırlar.
  8. Manuşlar: Orta Avrupa’daki Çingenelerdir. Muhtemelen İndus kıyılarından geldikleri için, kendilerine Sinti de denmektedir. Üç alt gruba ayrılırlar.
  9. Valsikanlar ya da Fransız Sintileri: Pazarcılık yapar ve sirklerde çalışırlar.
  10. Gaygikanlar ya da Alman, Alsalsı Sintiler: Bunlar çoğu kez, Çingene olmayan, ancak aynı gelenek ve göreneklere göre yaşayan Avrupalı göçebelerle karıştırılmaktadır.
  11. Piemontesliler ya da İtalyan Sintileri: Örneğin İtalya’nın tanınmış ailelerinden Buglioneler bu gruba girmektedir.

Çingeneler Neden Lanetlidir? Neden Bir Yere Ait Değiller, Neden Göçebedirler ve Yerleri Yurtları Neden Yoktur?

Bu bölümü Savaş Ay’ın röportajından, yani kaynaktan aldığım gibi yazmak istiyorum. İşte Savaş Ay’ın yazısı:

İSA’YI ÇARMIHA GEREN ÇİVİLERİ ONLAR YAPTI

“Ol rivayet ederler ki: “İsa’yı çarmıha geren çivileri Çingeneler yapmıştır.” İşte bu yüzden lanetlenmiştir Çingene ırkı. “Yerleri, yurtları olmasın. Ülkeler, şehirler, dağlar, tepeler onları kabul etmesin. Bir yere ait olamasınlar, nesiller boyu dolanıp dursunlar” diyen ağır bir lanettir bu.

GÖÇEBE YAŞAMLAR

Rivayetin devamı şöyledir: “Kökenleri Hindistan olan çingeneler, o tarihten beri lanetin tesiri altındadır. Göçebe oluşları, hiçbir yere kök salamayışları… Doğru dürüst meslek sahibi olmamaları, hep bu lanetten ötürüdür.”

Editörün Notu: Savaş Ay’ın anlattığı lanetin sonunu biz bitirelim:

Rivayet şöyle biter: “Göçebelikle cezalandırılan Çingene’ye bunun karşılığında bir yetenek verilmiştir. ÇİNGENENİN AHI TUTAR. O yüzden kimse bir Çingene’nin ahını almak istemez. ” Ancak tüm bunlar adı üstünde bir rivayetten ibarettir.

Bu röportajda benim dikkatimi çeken en önemli nokta; Hazreti İsa’nın çarmıha gerilmesi ve M.S. 1050 civarında İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılan bir kavmin gerçekten böyle bir şey yapmış olabilme ihtimalini değerlendirmek oldu. Daha önce yeryüzünde sapkınlık gösteren kavimlerin düşüşleri ve nasıl helak olduklarını ele alacak olursak; belki de Çingenelerin Hz. İsa gibi iyilik dolu bir peygamberin çarmıha gerilmesinde kullanılan çivileri yapmış olmaları fikri karşısında, oradan oraya savrulmuş olmaları da, çok iç açıcı bir durum olmamakla birlikte kabul görebilir; bilemiyorum. Fakat diğer yandan Hz. İsa’ya olan sevgimden dolayı, Çingenelere karşı ön yargı oluşturmak yerine, ellerinden her şeylerinin alınmış olması ve bu yüzden yersiz yurtsuz kalmış olmaları fikri, nedense daha içten ve üzücü geliyor… Sonuçta insanlık olarak efsanevi hikâyeleri ve mistik olayları seviyoruz. Belki bu da editör arkadaşlarımızın dediği gibi bir rivayetten ibarettir…

Çingenelerin Neden Bir İşe Yaramadığı Düşünülür?

Çingenelerin çoğunun alkol bağımlısı olup, içtikten sonra insanların huzurunu bozduğu, kavga ettiği; erkeğinden, kadınına hatta çocuklarına varana dek herkesin hırsızlık yaptığı, yaşlılarının bile tokatçılık yani dolandırıcılıkla uğraştığı; kısaca dürüst yaşamadıklarına dair söylenenlere hepimiz aşinayız. Hatta genelde pis yaşayıp, temizlik anlayışlarının pek olmadığına da… Yine gençlerinin; genellikle torbacılık, haraç kesiciliği gibi işler yaptığı; yaptıkları bu pis işleri övünerek anlattığı gibi bir genel kanı da hakimdir toplumda… Yaşadıkları yerde sükûnet olmadığı gibi aksine hep gürültü olan, topluma faydaları olmayan; bohçacılarının bile çoğunun bu işi hırsızlık için meslek edindiği, toplum tarafından maalesef kabul görmüş bir gerçektir… Bu kadar kirli bilgi arasında kaybolmak ve sizleri de boğmak istemezdim fakat hayatta her türlü insan var diyerek, konuyu özetle, sadece genele bağlamakla yetinmek istiyorum…

Peki, Çingenelerin içinde dürüst çalışan, ekmeğini hakkıyla kazanan, ahlaklı Çingeneler yok mudur? Yapılan araştırmalara göre çıkan ilginç sonuçlardan birinde; en düzgün hayatı yaşayan, Çingenelerin davulcuları ve çöp toplayıcıları olduğu yönündedir. Keza sokaktan gelen bir sahafla yaptığım söyleşilerden birinde, benim de aldığım bilgiler bu yöndeydi. Romanların içinde düzgün çalışanların; daha çok çiçek satıcılığı, davulculuk ve kâğıt toplayıcılığından para kazandıkları yönünde…

O zaman bu bölüme dair son cümlelerimi söylemek istiyorum!

Yaşamlarına her zaman özenerek baktığımız, keyifli salaşlıklarına hayran kaldığımız, müzikleriyle neşelenip, darbukalarıyla coştuğumuz fakattttt! bu kadar özentiye rağmen asla anlamaya, duygudaşlık kurmaya, sevmeye gerek duymadığımız o insanlara; Romanlara, ‘Tanrı, seni niye Çingene olarak yarattı?’ diye sorduğunuzda, size vereceği yanıtın; ‘Yemek, içmek, dans ve uyumak için dünyaya geldim’ cevabının rahatlığı kadardı onlara beslediğimiz nefretlerimiz, tahammülsüzlüklerimiz…

‘Çingene Kızı’ Mozaiği Zeugma Mozaik Müzesi

roman-mosaicGaziantep’in Nizip ilçesindeki Zeugma Antik Kenti’nden çıkarılan ve Zeugma mozaiklerinin simgesi haline gelen ‘Çingene Kızı’ mozaiğinin bulunma hikâyesi de kendisi kadar etkileyici. ‘Çingene Kızı’ mozaiği, Zeugma Antik Kentinde yapılan Zeugma kurtarma kazılarında bulunmuş olup; 1992 yılında çıkarılan mozaikteki kadın figürü, gizemli bakışları ile Zeugma’nın simgesi haline gelmiştir. Zeugma Antik Kentinde, birçok bölümü tahrip edilmiş mozaiğin parçası olan ve üzerine düşen sütunun kaldırılmasıyla ortaya çıkarılan mozaik, ‘Çingene kızı’; Zeugma Antik Kenti’nde bulunan villanın yemek odasının odanın taban mozaiğidir. Bu mozaik büyük ölçüde tahribata uğramıştır. İlk çıkarıldığı zaman kimliği konusunda kesin bir tanımlama yapılamayan bu mozaiğe, figüründeki kadın resminin Çingeneleri andırması sebebiyle ‘Çingene Kızı’ adı verilmiştir. Fakat bazı kaynaklar mozaikteki asma figürüne dikkat çekerek, bu mozaikteki figürün Yer Tanrısı Gaia olduğunu ileri sürmüştür. Gaziantep Arkeoloji Müzesinde yer alan mozaiğin gözleri 180 derecelik bir açıdadır ve etrafını takip eder. Kabarık saçları ortadan ikiye ayılmış ve ensesinden bir eşarpla bağlanmıştır. Dar alınlı, elmacık kemikleri çıkık ve dolgun yüzlüdür. Kulaklarında iç içe geçmiş iri halka küpe bulunmaktadır. İşte bu nedenle ilk bulunduğunda “Çingene Kızı” olarak adlandırılmıştır. Bir görüşe göre bu figür; saçlarının ortadan ayrılmış olması, gözleri ve burun yapısıyla Büyük İskender olarak yorumlanmaktadır. Bir başka görüşe göre ise Toprak Ana Gaia olmalıdır. Ancak başının yanındaki asma filizlerinden dolayı Dionysos şenliklerinde yer alan Mainad olma olasılığı kuvvetlidir.

‘Zeugma’nın Mona Lisa’sı’

‘Zeugma’nın Mona Lisa’sı… Kulağa çok hoş geliyor…

Gerçekten de öyle. Gözleri korkuyla açılmış bir güzellik ‘Çingene Kızı’. Tortusunda bin yıllık bir dünya taşıyan, miladın hem aydınlık hem de karanlık yüzü; yaşanmış, izi kalmış, derin ve aydınlık bir ürperti. Gözleri felfecir ‘Çingene Kızı’. Bir daha hissetmekten korkulan, adına ‘Çingene Kızı’ denilen; suretine baktıkça büyüsüne kapılınan, tozların altında binlerce yıl hakkını vererek yaşayan ‘Çingene Kızı’. Bütün bir tarihi ezip geçenlere alaycı alaycı gülümsemeyle bakan ‘Zeugma’nın Mona Lisa’sı ‘Çingene Kızı’.

Son söz: Çingeneler yeryüzünde yaşayan en güzel ironilerden aslında; Kızılderililer gibi mistik ve farklı… Ya da masal kahramanları gibi; hayatın biraz sevimli, biraz soğuk yüzü… Tanımakta fayda var.

Sevgiler…

“Ve tüm ruhumla, güvendiğim biri tarafından aldatılmaya son verdim…”
– 
Çingeneler Zamanı/1998

             

Hilal Bayar

3 Haziran 1985 yılında Ağrı’nın Patnos ilçesinde dünyaya gelen Hilal Bayar Kafkas Üniversitesi İşletme bölümünden mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Medya İletişim bölümlerini bitirdi. Uzun süre ekonomi ve siyaset editörlüğü ve gazetecilik yapan Hilal Bayar, aynı zamanda blog yazarlığı ve profesyonel fotoğrafçılık yapmaktadır. 'Dört Harf İki Hece' adlı biyografi (anı roman) kitabının yazarı olan Hilal Bayar kitabından elde ettiği bütün geliri ihtiyaç sahibi çocukların eğitim masraflarına harcamaktadır.

ÖncekiÇığlık Kafe
SonrakiTırtıl