Şiir

Çığlık Kafe

Adımız olmaksızın başlıyor söz.
Sonra birkaç bakış art arda,
Birkaç adım, peltek bir bakış daha.
Eskilerden bir şarkı “Bir fırtına…”
Türk şiiri damla damla.
Çok sesli Türk şiiri!
Ve ritim verir Türk şiiri, “ne alırdınız?”
Önceden planlı Türk şiiri, “çay”
Çığlık Kafe’de her “de” vasıta.
Çay tabağını tutan elin parmakları,
Birer söz içi kafiye olunca.
Bir kerede yanlış anlasanız beni.
Söylediğimiz çay için teşekkürü.
Ne var yani bu kadar güzel gülümseyecek,
Dudaklarınızda milyon çiçek.
En kadim ve saf sular sessizce sızlar kayalardan.
Siz ağlarken hangi ağıt dökülür gözlerinizden?
Türk şiiri kozmosun alnında terdir şimdi.
Damla damla, çığlık çığlığa.
Çay, kanıma karışan o kimya
Siz, ıslatıp kaçan o yağmur
Ben, anomali bir günebakan.
Gecenin yakasında uyuklayan.

             

İsmail Doğan

Beni tanımıyorsun. Bu yüzden gözlerimin daha önce açılmamış bir zarfın mührü olduğunu, aklım ve kalbim arasındaki o yolun çıkmaz sokak olduğunu bilmiyorsun. Tavizler kulağıma hoş gelen yalanlarım. Edindiğim tecrübeler hakimi ve sanığı olduğun davada salonu dolduran sessiz karanlığım. Beni tanımıyorsun... Koşar adım yürürüyorum ben her yere. Geç kaldığım bir yer felan da yok. Telaş ve korku sinmiş içimdeki duvarlara. Her geceden her sabaha kendimi ben uğurluyorum. Her kapının arkası kadar aynı ve yalnız günlerde, hayatın ortasına bir daire çizip içinde bekliyorum. Seviyorum beklemeyi. Her dakikası bir başka şarkı. Her dakikası bir başka şarklı. Zaaflarımın her biri sırtımta taşıdığım tabutumun çivileri. Günün birinde el değmemiş bir ırmak keşfetmek umuduyla yol alıyorum. O gün geldiğinde tabutuma girmek ve serin sularda kaybolmak istiyorum.. Elbette mutlu son kadar uçarı dileklerim var benim de... "Beni tanımanızı çok isterdim." Eli kalem, kalbini kan tutan bir çocuğun oyuncakları arasında, mevziye dizdiği kurşun askerlerden biriyim sadece. Kendi hayatı önünde diz çökmeye meyyal, gözlerini kapatınca beyninde flaşlar çakan, kendi yazdığı masaldaki umacıyı oynayan bir garibim ben. Kendime açıklama getirip durmaktan yorgunum. Ne Ronaldo kadar sert vurabilirim topa ne de Caravaggio gibi resim yapabilirim. Ama bazı şeyler kafanızda aydınlık kazanacaksa şunları şerh düşeyim. Evet çaya iki şeker atıyorum. Evet birinin bakışlarındaki samimiyeti yakalarsam ayakkabılarıyla dahi olsa gösümdeki kapıdan girmesine izin veriyorum.  Bir söylence kadar asılsız olmak isterdim bu coğrafyada. Ya da gecenin biri olmak. Ve yahut kayıp derili ırkının son temsilcisi... Sahi sözlerim hangi renkti?

ÖncekiKör
SonrakiÇingeneler Hakkında Hiç Bilmedikleriniz