Öykü

Cenetten Düşüş

Şehre geri döneli 2 gün olmuştu ama pek hoşnut değildi bu durumdan, neden geri geldiğini bilmiyordu, sadece gelmişti. Belki de bir tür meraktı bu; terk ettiği şehrin ne hale geldiğini, ne kadar değiştiğini görmek istemişti ama gerçeğin, bu büyük binaların arasında yaşayan küçük kafalıların söylediği gibi olmadığını anlayıvermişti hemencecik; burada hiçbir şeyin değiştiği yoktu; her bok, aynı şekilde kokuyor ve aynı yollardan geçip, aynı denize dökülüyordu; insan sadece daha fazla kirlenebilirdi burada, hepsi buydu…

Geri döndüğünü duyan arkadaşları, kendisinin şerefine bir parti düzenleme kararı almışlar ve tüm ısrarlarına rağmen “hayır” cevabını kabul etmemişlerdi. Saatlerdir alabildiğine miskinlikle uzandığı yataktan kalkmak istemiyordu; miskinlik konusunda oldukça çalışkandı. Belki ılık bir duş kendine getirebilirdi onu, vücudunu suyun altına bıraktı.

Parti, filanca barda, saat 9’da başlayacaktı fakat sokağa indiğinde saat 9’u 20 dakika geçmişti. Evin karşısındaki otobüs durağına yürüdü ve birkaç dakika sonra gelen metal devin içine atladı. Otobüs kalabalık değildi.

Şehir hayatı ilginçtir; insanlar her gün tıklım tıklım beraber olsalar bile, yine de birbirlerini tanımazlar. O kadar fazla yüz ve o kadar fazla göz vardır ki şehirde, artık anlamlarını yitirmiş ve soğumuşlardır. Herhangi bir şehirde yaşamak, karanlık bir buzhanede yaşamaktan farksızdır. Neon ışıklı reklam tabelaları ruhların ölüm fermanıdır…

Velhasıl kelam; ineceği durakta indi adam. Etrafına bakındı. Bar otobüs durağının çaprazında duruyordu fakat içinden adım atmak gelmedi. Bu sırada büyükçe bir pikap barın önüne yanaştı. Kürk montlu, çizmeli bir adam indi içinden. Burnunu çekip, caddenin ortasına tükürdü ve bara doğru yöneldi. Adam içeri girince, cadde eski sessizliğine büründü yine ve pikabın kasasından kıpırtılar duyuldu. Ne olduğunu anlamaya çalıştı genç adam, izledi; birkaç küçük kıpırtının ardından kasaya örtülmüş olan brandanın bir ucu açıldı ve yaklaşık yarım metre boyunda irice bir tavşan kasadan aşağıya atladı. Yaralıydı tavşan, kurşun bir bacağını paramparça etmişti ama öldürememişti belli ki, zavallı hayvan kendini sürükleyerek arabanın altına girdi. Genç adam şok olmuştu. Vahşet kol geziyordu sokaklarda. Bu sırada önce arkadaşlarından biri, sonra da elinde 2 şişe bira ile kamyonet sahibi göründü barın kapısında. Pikap hareket etti ve yolun derinliğinde kayboldu. Tavşan var gücüyle kendini kaldırıma atıp, duvarın dibine çekildi. Arkadaşı kolundan tutup, kendisini bara soktu; ışıklar parıldıyor, insanlar dans ediyordu fakat hiçbir şey duymuyordu adam. Şok olmuştu.

Arkadaşlarının cephesinde ise durum farklıydı. 2 yıldır dağda yaşayan genç adama sürpriz yapmak için bir fahişe kiralamışlardı; vahşet dört nala ilerliyordu. 9 buçukta başlayıp, 1 saat kadar eğlendirmesi için anlaşılmıştı kadınla fakat adam bara geldiğinde saat 10 çeyrekti ve kadın parasını istiyordu; başka bir müşteriyi kaçırmıştı. Arkadaşlar arasından fazlaca mangıra sahip olanlardan biri, bir miktar yeşil daha çıkardı ve kadını ikna etti. Şimdi üst kattaki küçük odada kadınla baş başaydı.

“Ne yapman gerektiğini bilecek kadar büyük görünüyorsun” dedi kadın. Adam cevap vermedi. Bunun üzerine askılı elbisesini üzerinden atan kadın, kendini yatağa bıraktı. Siyah deri çizmeler, beyaz tende parlıyorlardı. Genç adamın midesi bulandı ve kapıyı açtığı gibi kendini sokağa attı; vahşet balgam söktürüyordu.

Kusmak yeterli değildi; ağlamak istiyordu ama ne ağlamak! Pişman olmuştu adam, dağdan inerken içinden yükselen o sağır edici mutsuzluk, şimdi anlam kazanmıştı. Yol boyunca koştu adam, her apartman aralığına, her arabanın altına baktı ve sonunda buldu zavallı hayvanı, tavşan titriyordu. Dikkatlice kucağına aldı onu, tavşan gözlerini açtı; kocaman siyah gözler; karanlık içinde parlıyorlar, yaşam kokuyorlardı. Bütün gücüyle gecenin içine doğru koştu adam, çünkü etrafını saran yapay ışıklardan ve yaratık müsveddesi insanlardan kaçmaktan başka çıkar yol yoktu…

             

Efecan Keskin

21 Ağustos 1988’de İstanbul’da doğdu. Liseden sonra film şirketlerinde reji asistanlığı yaptı. Bazı tanıtım filmlerinin yönetmenliğini üstlendi. Halen İstanbul’da yaşamakta, kısa öyküler ve film senaryoları yazmaktadır.

ÖncekiZeynep Kaçar ile Romanı 'Kabuk' Üzerine: "Aile en çok kadın için bir kapan"
SonrakiKaramsarlık