Söyleşi

Bünyamin K. ile Şiir ve Sanat Üzerine

“Şiirimle yan yana duran soyut sayılabilecek hikâyesi olan resimler yapıyorum. Bu, bazan resme şiir eklemek oluyor bazan da şiire resim yaparak…”

Bünyamin K. olarak tanınan şair ve ressam Bünyamin Küçükkürtül ile Kaknüsler olarak geniş kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik… Bünyamin K., şiire ve sanata dair tüm sorularımıza cesur ve içten yanıtlar verdi… Murat Menteş’in 1997’de yayımlanan ‘Kuzgun’un Gölgesi’ isimli şiir kitabında yer alan şiirlerden hareketle, İsmet Özel’den aşırı etkilenerek zehirlenen şairlere dikkat çeken Bünyamin K.; ayrıca günümüzde çokça göze çarpan, siyasetin gidişatına göre şiir yazma eğilimine dair bir sorumuza ise; “Şu günlerde siyasete göre yön bulan ‘şiir yazanlar’a “yuh” demeli. Çünkü bugünlerde yapılan siyasetin insani boyutları güdüktür. Devrimci şairlere sözüm yok. Onların siyaseten yazmaları lüzumluydu,” cevabını verdi…

Biraz şiir yazma sürecinizden bahseder misiniz? Bir şiire nasıl başlarsınız ve sizi büküp çeken bir an ve mekân var mıdır? Zihinsel sürecinizde kurguladığınız bir mekanizma ‘şiir aleti’ gibi mesela.

Bu güzel soru için söyleyecek ne çok şey var. Ancak, kısa ve öz söylemek adına “ilk dize hak’dan” babından bir şeyler demeli, başka bir söze de hacet yok. İlk dize yahut şiirimin kalbini oluştuacak bir kaç kelime yani bir kısa cümle gelip değiyor bana. Öylece başlıyorum. Misal, Nar adlı şiirimi, elimdeki poşete bakıp göz göze geldiğimiz narların bir şekilde yola saçılmasıyla, sonra o eve götürmeye niyetli olduğum narlardan üç tanesinin hikâyesiyle başladı:

“sana nar aldım

şu nar bahçelerine kondurulan avm’den

üç tane seçtim damağın duvağın ve

karnındaki güm güm hayal için”

Şiirlerimi, kitaplaşıncaya kadar her an, her durumda cüzdan gibi yanımda taşırdım. Bunu son üç beş yılda bıraktım. Bir şiire başlamam herhangi bir yerde ve durumda olabiliyor. Şiiri sürdürmek için de özel bir mekân, zaman gerekmiyor. Ortaya çıkan şiiri esas şekline sokmak için ise defalarca o şiire tam yönelmem gerekiyor. Bu süreçte bütün dikkatimi o şiire vermek için sakin bir yer arıyorum.

Bir şiiri iyi yapan unsurlar nelerdir?

Şiirin gerçekçiliğine bakarım, ilk etkileneceğim şey budur. Bir insanın söyleyebileceği şeyleri söylemeli şiir. Bir başka önemli unsur da alışılmışın dışında söyleyebilmeli şair.

Abdülhak Hamit Tarhan, yaptığı bir resmin şiirini de yazıyordu ve yazdığı şiirleri resme de aktarma çalışmaları vardı. Kendi şiirinizdeki imgeleri, resimlerinizdeki çerçevelerden mi alıyorsunuz? Sizin de şiirin resmini yapma, resmin şiirini yazma çalışmalarınız var mı?

Çoğunlukla manzara resimleri yapıyorum. Bilindik manzara resimleri bunlar. Şehir resimleri de yapıyorum, günün birinde birer belge olabilecek resimler olduklarını umuyorum. Bunun dışında şiirimle yan yana duran soyut sayılabilecek hikâyesi olan resimler yapıyorum. Bu, bazan resme şiir eklemek oluyor bazan da şiire resim yaparak. Şiiri kısa tutmaya çalışıyorum, resmi de kısa sürede yapmaya çalışıyorum.

Dünyada farklı ülkelerden farklı dillerde yazılmış şiirler var. Kendinizi, şiirin genel özünden bahsedersek, nerede görüyorsunuz?

Kırk yaşıma kadar şiirimle yan yana iki yoldaş gibi yaşadım. Son yıllarda ise bu yoldaşlıkta seyrelmeler oldu. Yazmak istediğim şiiri yazdım. Şiir yazarken yapabileceğimin en iyisini yapma gayretim olmadı. Bilakis şiirimi yazmak istedim. Söylemek istediğimi kendi dilime uygun vaziyette söylemeye çalıştım.

Yaptığınız resimlerde izleyicilerle ne gibi bir iletişim kurmaya çalışıyorsunuz?

İletişim kurmak gibi bir derdim olmamalı. Çünkü, şu türkü söyler gibi yaptığım resimlere benim gibi bakanı çok olmadı. Alışılmış bir resim üslubunu devam ettiriyorum. Ciddi bir orijinalitesi yok. İmgeler, gizemler vesaire yok denecek kadar az. İnsan yalnızlığından fazlası değil resimlerimin görünen yönü. Görünmeyen yönü de bu deme uyup gidiyor.

Şair olarak başarılı olmanın sizce ölçütü nedir?

Yazdığım şiirleri okuyup “iyi yazmış” desin istediğim bazı insanlar var. Bu insanlar şiir okumayı bilir. Onları gözetlerim. Dillere düşmüş bir şiirin derdinde değilim.

Şiirinize baktığımızda genel olarak yerel imgeleri / dil kullanımını görebiliyoruz ve şiiriniz içten ılık ılık akan bir ırmağı andırıyor. Sizce bu sakinlik şiirdeki sessizliğin yansıması mı?

Bu soru ile de şiirlerimi iyi okuduğunuzu görüyorum. Yerel kelimeleri geldiği gibi koyuyorum. Özellikle seçmiyorum, dilimdeyseler şiire de giriyorlar.

Esinlendiğiniz ya da örnek aldığınız yabancı şairler kimler?

Şair kısmını sadece şiirini okumakla yetinmiyorum. Seçtiğim, sevdiğim şairler şiiriyle birlikte aynı terazide hayatını nasıl yaşadığı da ilgimi çekiyor. Onunla ilgili yazılmış yazıları da ilgiyle okuyorum. Bu şekilde dikkatle, çeşitli çevirilerden okuduğum Rimbaud, Verlaine, Boudelaire gibi şairler var ancak ne etkilendiğimi ne de örnek aldığımı söyleyemem. Çeviri şiirler şiirin yazıldığı dildeki haliyle ve şairin söylediğiyle birebir aynısı olamaz zaten. Sadece o şiir hakkında bilgi verir. Bazen de yanlış bilgi verir. Dolayısıyla dil bilmediğim için yabancı şairler benim okuma fikrime uzak.

“Benim şiirim esas anlamıyla hikâye özlüdür. Hikâyem varsa şiir yazarım.”

Şair olarak hayatınızda dönüm noktası diyebileceğiniz bir an oldu mu ya da zaman dilimi?

Bir kaç kez oldu. 1991-92 yılları. O yıllarda üniversiteye başlamak bir dönüm yeriydi. Aynı yıl babamın ölmesi. Akabinde sığındırıldığım cemaat evinden uyumsuzluğum sebebiyle atılmak, mezarlıklarda viranelerde birkaç hafta geçirmek, pirelenmek, açlık… Çok sürmedi ama etkiliydi. O günlerde şiirler yazdım. Sokak lambasının mezar mermerine masaya eğilir gibi eğilmesi ve fırıl fırıl okumaya başlaması bir dönüm noktasıydı mesela.

Sizce şiirler anlatı ve hikâye olmadan nasıl bir deneyim oluşturur?

Böyle ilginç deneyimler olmuyor değil. Olsun. Benim için çok bir şey ifade etmez bu tür şiir denemeleri. Ki, benim şiirim esas anlamıyla hikâye özlüdür. Hikâyem varsa şiir yazarım.

Dille sahip olduğumuz ya da olmadığımız şeyler nelerdir?

Aklımın ermeyeceği bir soru. Her mahlûk dil kullanıyor. Maydanoz bile bir şekilde derdini anlatacak kadar dil biliyor, anlatıyor: -Susadım. Bol ver, elini korkak alıştırma. Güneşime durma. Duvar dibine koyma. Tavuklarını çek. Seyrelt ki boy atayım. Gübre mi? Eyvallah. Maydanozun bunları söylememesi mümkün mü? Değil. Söyler ve sen de ona göre ona mekân hazırlarsın ve o sana senle anlaşabiliyoruz der. Ne kadar dilden anlıyorsan o kadar fakındasındır âlemin.

Nazım Hikmet ve Necip Fazıl dönemlerine bakacak olursak, o dönemdeki toplumun ruhunu bu iki şair yansıtıyordu. Sonrasında daha da geriye gidecek olursak İttihatçıların, neredeyse hemen hemen hepsinin şair olması ve tabi hepimizin bildiği üzere toplumu en fazla şiirleriyle yansıtmış olan Yunus Emre ve Mevlana’nın şiirlerine de bakacak olursak, şiirin toplumsal yönelim ve değişimini etkilediğini görmekteyiz. Günümüzde ise toplum tarafından şiire ilgi ve rağbetin neredeyse tamamen yok olduğunu görüyoruz. Bütün bunlara bakarak günümüzü ve geleceği şiir üzerinden nasıl değerlendiriyorsunuz? Şiir, yine eskisi gibi toplumu yönlendirebilecek mi?

Şiir, etkili sözü kısacık metinlerle, gür seslerle söyleme işinde de vazgeçilmez bir sanattır. Her dile her ruha işleyebilen şiirlerle kalabalıkları ayaklandırmak daima mümkün. O şiiri yazacak şairler her dönemde olur. Bugün buna ihtiyaç olsa şiir, aynı şekilde işe yarayacaktır inancındayım.

Günümüzde neo epik, neo klasik ve değişik post modern şiirler çıktı. Geçmişe baktığımızda İkinci Yeni gibi şiirin çok yüksek çerçeveye çıktığı bir dönem var. Peki, siz kendi şiirlerinizi adlandıracak ve sınıflandıracak olursanız, şiirinize ne dersiniz?

Ne derdim bilmiyorum ama benim için bireyselci dedi Neo epikçiliğin üstesinden gelemeyen biri. Buna da aklım ermiyor. Toplumcu yazdıklarımı ne yapacağız?

Cumhuriyetten sonra hece şiiriyle başlayan toplumsallık, Attilâ İlhan’ın Mavi Akımına kadar bir şekilde devam ediyor. Sonrasında zamanla şiir bireyselleşti, içe döndü. Günümüzde ise şair ve şiir arasında neredeyse tam bir kopukluk var. Birçok şair, kendi iç sesini anlayamadığını ne ifade ettiğini bilemediğini söylemekte. Yani ki şiir, artık şaire bile yabancılaştı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz kendi içinizde? Siz de bu düşünceye katılıyor musunuz?

Yazdığım ne varsa benle sıkı bağı vardır.

“İsmet Özel şiirinden felç olmuş şairler doğdu.”

Eskiye, bütün bir geçmişe baktığımız zaman; şiirin siyaset ve toplumu yönlendirdiğini görüyoruz ama günümüzde ise artık siyasetin şiire yön verdiği görülüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Şu günlerde siyasete göre yön bulan ‘şiir yazanlar’a “yuh” demeli. Çünkü bugünlerde yapılan siyasetin insani boyutları güdüktür. Devrimci şairlere sözüm yok. Onların siyaseten yazmaları lüzumluydu.

Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel’in şiiri İkinci Yeni’den de çok daha öteye taşımalarından ötürü günümüzde iyi şiirin yazılamadığına dair bir bahane var. Aslında bu iki şair; bu kadar iyi şiir yazmasaydılar şiirin günümüzde de ilerleme kaydedileceğine dair bir iddia var. Bu konu hakkındaki görüşünüz, fikriniz nedir?

Bu iki büyük şairin ikisinden de özellikle İsmet Özel’den ciddi derecede zehirlenmeler yaşamış, şair olamamış kişiler var. Bu zehirlenme, gürül gürül içmekten kaynaklanıyor. Suyu bile düzgün içmezsen zehirler. 1990 yılından beri İsmet Özel şiiri okurum. Tesiri hep aynıdır. Özel’den zehirlenmek çok kolaydır. 97 yılında Murat Menteş olağanüstü bir öykünmeyle bir kitap yayınladı, ‘Kuzgun’un Gölgesi’ydi sanırım adı. Tam bir zehirlenmeydi ve Menteş’in şiiri o kitapta kıvranamadan öldü. Neyse ki iyi romanlar yazdı. Bunun akabinde onlarca İsmet Özel şiirinden felç olmuş şairler doğdu. Zarifoğlu’ndan direkt etkilenecek kadar oylumlu gençler yoktu neyse ki. Özel’in kolay vurgulamalarını kese biçe, eğe büke şiir yazıp durdular. İlgi de gördüler. Ama bunların dışında çok iyi yollarda şiirini uzaklara taşıyanlar vardı. Bunları dikkate almalıyız. Bunları dikkate aldığımızda neo epiklerin, felçli şiirlerin bir önemi yok.

Günümüzde kendi şiir üsluplarını kuran ve şiir çerçevesini yükselten, yani Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel gibi isimlerin şiirlerinin üstüne çıkabilen bir şair olmadı gibi. Katılıyor musunuz? Zarifoğlu deyince aklıma bir soru daha geldi, onu da sorabilirim fırsat bulursam.

Bu isimler kadar güçlü olmasalar da var. Bu isimler ve bir de Cahit Koytak üslup şairi. İsmet Özel bence dünyanın büyük şairlerinden… Zarifoğlu ve Sezai Karakoç da öyle.

Cahit Zarifoğlu’nun kapalı şiirleri edebiyat dünyasında hep beğenildiği kadar kimileri tarafından da her zaman eleştiri konusu oldu. Bugün de halen Zarifoğlu’nun kapalı şiirlerini ciddiye almamalıyız diyen ya da ‘rastgele kelimeleri koy, sen de Zarifoğlu şiiri yazarsın’ diyen şiir sanatının içinde insanlar görüyoruz. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Zarifoğlu’nda rastgele değil de anlamı dikkate almadan sözcükler yer alabiliyor. Ustanın çekici bin para misali, her erin tutturabileceği kolay erdem değil bu. Tesadüflerle resim yapan bir ustanın renk dağılımlarına, leke, doku vesaire gibi resim unsurlarına bakar gibi bakmalı Zarifoğlu’nun tesadüfî denebilecek imgelerine.

Çağdaş Türk Şiiri ve şiirdeki yeni yönelimler hakkında neler söylemek istersiniz?

Birkaç yıldır okumaktan bihaberim. Denk geldikçe okuyorum. Düzenli dergiler takip etmek gerekmiyor artık. Vakit çok dar… Şiirdeki yeni yönelimler deyince aklıma Cevdet Karal geliyor. Bir takım ipe sapa gelmez şiirsel zımbırtılar ise umursanmayacak kadar önemsiz. Cevdet Karal şiirini okumalıyız ve dikkate almalıyız.

Neden? Cevdet Karal ile ilgili bu görüşleriniz ironi niteliği mi taşıyor yoksa samimi görüşleriniz mi?

Cevdet Karal geleceğin şairlerinden. Onlarca yüzlerce, şiiri binbir havayla dolu şairlerin aksine, alelade okuyucunun ve sözde bilirkişilerin fark etmediği bir üstün şair. Anılacak başka isimler de yok değil. Ali Ayçil, Haydar Ergülen, Mehmet Taner gibi bağımsız şiir ülkeleri olan şairler var.

“Bir koca ağaç, iki de yürüyen figür. Ressam burada ne anlatmak isteyebilir ki?”

Şiirlerinizi farklı dillere çevirmek fikrine nasıl bakıyorsunuz? Yabancılar çeviri şiir olmayınca şiirimizi sadece çevrilen şairler olarak görebiliyor ve bu da tabi ki çevirmen insiyatifine kalmış hangi şairi ve şiiri çevireceği konusunda. Bazı ideolojik sınırlayıcılıkları da göz önünde bulundurursak nasıl bir yol izlenmeli sizce?

Böyle şeylere kafa yormuyorum. Yayınevleri hatır için şiir kitabı basıyor ve en çok bin adet çoğaltılıyor. Son kitabım 4 yılda üç yüz adet satmış. İnanasım gelmiyor, inanmıyorum ve gene de yeni bir kitap için yayınevime dosya gönderiyorum. Üç yüz Türk okur için. Yabancılar da okumasın, napalım…

Ülkemizin çeşitli yerlerinde sergi açma deneyiminiz oldu. Bunlarla ilgili neler söylemek istersiniz?

Olumlu bir şeyler gelmiyor aklıma. Yurdun çeşitli illerinde 20 sergi açtım. Resim sanatına ülkemizde ilgi bulmayı beklemenin yersiz olduğunu söyleyebilirim. Resimlerim anlaşılır türden olmasına rağmen sergilerimde acıklı şeyler yaşadığım oldu. “Burada ne anlatmak istiyorsunuz?” sorusu hep soruldu. Bir koca ağaç, iki de yürüyen figür. Ressam burada ne anlatmak isteyebilir ki? Okumuş belli makamlara gelmiş ve yenice tanışmış olduğum insanlardan ısrarla resimlerimi kendilerine hediye etmemi isteyenler sık yaşadığım durumlardan biri. Diğer bir mevzu da, iyi şeyler yapmak istiyorsan çakallaşman gerekiyor. Başarmak için çakallaşmak… Çok zor işler.

Çağdaş Türk Resim Sanatı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Türk resim sanatında bize ait pek bir şey yok. Avrupa okullarında öğrendiklerimizi yapmışız doğal olarak ve buna devam ediyoruz. Zaten artık resim sanatında kendin olmanın mümkünatı yok denecek kadar zorlu.

Farklı ülkelerde resimlerinizi sergilemeyi düşündünüz mü?

Bir kez yurt dışında bir sergiye katıldım. Almanya’da küçük bir yerde karma sergi yapmıştık. 40 suluboya resmimle katılmıştım. Orada resme bakmayı bilen insanlar gördüm.

Memleketiniz Maraş’ta ya da şimdilerde yaşıyor olduğunuz İstanbul’da şiirin tanınırlığı açısından ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?

Şimdilerde bir faaliyetim yok. Geçmiş yıllarda Maraş mahreçli dergiler çıkarmak için ciddi vakitler harcadım. Bir daha ayırmayacağım vakitler. Ancak şiirim, hikâyem vesaire varsa adam akıllı dergilerde yayınlatmak için müracaat edip yayınlatıyorum.

Şiir kültürünün oluşmasında entelektüel birikimin önemi yadsınamaz. Bu konuda neler yapılmalı?

Ülkemizde şiir kültürünün eğrisiyle doğrusuyla dolu dolu yaşandığını söyleyebilirim. Hâlâ amatör dergiler samimi duygularla yayınlanıyor, şiir festivalleri oluyor. Bu anlamda eksilme yok, artış var. İyi şiirler de görüyoruz. Onlarca yüzlerce şiir yazma meraklısı genç var. İçlerinden illa ki iyi isimler çıkacaktır.

Yeni kitap projeleriniz var mı?

Şu günlerde ‘Sisten Yazma’ başlığıyla bir kitabım yayınlandı. Kitap, Hece Yayınlarından çıktı. Kitapta 23 şiir yer alıyor. Son dört yılda yazdığım şiirler var bu kitapta. Sisten yazmalarla bütün Üsküdar kıyılarını andıran sevgiliye yazılmış aşk şiirleriyle başlayan, hayat kaygılarıyla süren şiirler yer alıyor kitapta.


Yayına Hazırlayanlar: Ali Küçük, İbrahim Ercan, Mızrap Güleç, Veysel Karani Tur

ÖncekiÇocuk
SonrakiTuhaf Şey