Şiir

Biraz Türk Adam Orda

Küçük, ince, zamansız orta çağ köprüsüne biraz yukarıdan ve orta halli damladı türkçe. Yağlı ve soslu. Ekmek arası ve de esmer. Köpüklü arpa suyuyla parlayıp yükseldi. Ben böyle saçma şey görmedim.

Sarıca arkadaş gülümsedi. Sarı bir müzik eşliğinde iki kez atladı köprüden. İlkinde şapkası için, ikincisinde öylesine. Sonra sarsıldı sigaradı. Herkes güldü biraz bize. Müzik şenlendi.

Biraz türk ve yalağuz, orda oturunca. Biraz siyah saçlı biraz benzeşip. Ne hikmetse tam karşımdan arapça bakışanlar, bisikletlenmiş ve de göçerek ailesini. Akdenizin uzağında artık, artık biraz duldada.

Saat dokuz ama henüz devrilmedi top güneş, balkıdı azıcık, açıkladı kendini, duraladı. Taraftarlar kolkola yükselttiler beni: Türkei 2-0, Türkei 2-0. Biz mi yenmişiz? Siz yenmişsiniz. Satrançta mı? Futbolda. İnce dal çatırdadı. İndim usulca omuzlardan. Kayboldu güneş.

Yedinci oğul, gittik biraz, çiçek açmış serpilmiş. Sekizinci oğul toplamış meyveleri ve ama. Dokuz doğurmuş. Hem de en eski dilimle çevirdim bunları ben. Uzun direkli ormana üfledim yavaş.

Şiir çekelim. Üç eski dostum gelmiş. Bir kamera, bir köprü, çan ve soğan halkası. Birikmişsiniz yaşlı. Ne günlerdi köprüden. O zaman tek bisikletle. Ama daha coşarak.

Çok gözlü kardeşim de çıkıp gelmiş sonradan. Kardeşim bu romanı, altı günde yazdım ben. Ama bu küçük elmayı üç yıldır yiyemedim. Son kusurum bu kadar. Liman bugün şapkasız.

Onu da uğurladım. Kitaplarım, kuşlarım, nerdeyse sekiz aydır aynı balkon bu kadar. Soludum gri dostlarım. Çeşit çiçek topladım. Uzun ülke gezdim. Beldeler kâşâneler. Onmadım.

İç içe geçmiş sergiyi, son yazdım yolladım. Ben böyle dergi bilmedim. Her neyse bizler için de çıkaracaktım, beş dilli. Berlin Üzerinde Gökyüzü. Enfes bir seçkiydi. Usuldan çıkardım da. Satmadım.

Yüz dernek kurdum kaldırdım, yedi yılda. Bazıları battı, bazıları çıkmadı. Ama hala yetmişi falan, uğuldar durur masamda. Aykırır bakar. Ben ben olsaydım. Hepsini de yakardım. Tek bir mısraya.

Soluk dostlarım ben dönerden. Fazlasıyla sıkıldım. Nargileden, bıyıktan, çarıktan genau geldi. Sırtımı duvara değil, gökyüzüne yasladım. Ah o güzel dergiyi uçursaydım usuldan. Şüphe yok, bütün bunları daha iyi anlatırdım.

Ama olsun, giderken. Allahtan ki aklımda. Gökmedrese avlusuna, bir tabure bıraktım. Ama bunda payı büyük tabi, içilmemiş kahvenin, vurulmamış kuşların.

Şimdi de yine akşam. Ben Haşim’den şaşmadım. Hem bir seyahatname olsun bozuk, hem de Zarif otostop. En son susulan yerden, söyleriz belki yarın.

             

Veysel Karani Tur

1988’de Sivas’ta doğdu. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Şu an Almanya’da yüksek öğrenimine devam ediyor. Şiirleri ve şiir üzerine yazıları Esrar başta olmak üzere; Dergâh, Hece, Karabatak, Mühür, Melâmet gibi dergilerde yayımlandı. Zihni Kara mahlasıyla, ilk sayılarından beri Masal fanzinde yer almakta.

ÖncekiBüyük Balık Küçük Balık
SonrakiKerevizle Konuşmalar