Öykü

Amansız Devrim Mücadelesi

Yazmaya ilkokul öğretmeninin teşvikiyle başlamıştı. Dün gibi hatırlardı, Yerli Malı Haftası ile ilgili bir kompozisyon yazılması istenmişti kendisinden. Çocukluğu soğuk savaşın sonlarına denk geldiği için televizyondan duyduklarıyla yazdığı kompozisyon “Sosyalist ekonominin çöktüğü ve liberalizmin kazandığı” cümlesi ile bitiyordu. Birkaç paragrafta da “Komünist memleketlerdeki ahlaki çöküşten” bahsederek muhafazakar öğretmeninin gözüne daha da çok girmişti. O yıl Yerli Malı Haftasında parlayan yıldızı hiç sönmedi. Dini ve resmi bayramlarla ilgili kompozisyonu, şiiri ya da hikayeyi kolaylıkla yazıyor, okuyanları kendine hayran bırakıyordu. İleride büyük bir yazar olacağından herkes emindi. ilkokuldan sonra da yazmayı bırakmadı. Öğrenim hayatı boyunca Çanakkale zaferinden; Allah’ın, Hz. İbrahim’in oğlunu kesmesine mani olmasına kadar yazmak için değerlendirmediği dini ve milli hadise yoktu.

Üniversite yıllarında da bu başarısını devam ettirmişti. Ancak bu sefer tüm arkadaşlarının takdirini kazanamıyordu. Yazılarındaki coşku, işlediği konuları gölgede bırakamıyordu. Miraç Kandiliyle ilgili yazdığı şiire itiraz eden bir arkadaşı şöyle çıkışmıştı “Arkadaş iyi hoş yazıyorsun ama bize neden gerçeklerden bahsetmek varken bir efsaneden bahsediyorsun?” Genç yazar bu soruya şaşırdı, karşısına ilk kez yazdıklarını “efsane” olarak gören birisi çıkıyordu. “Ne efsanesi? Sen Peygamber Efendimizin miraca çıktığına inanmıyor musun?” “Hayır. İnanmıyorum! Sen inanabilirsin buna bir şey demiyorum. Yalnız daha önemli meseleler var değinmen gereken!” Genç yazar, miraç olayına “efsane” demesinden onun bu olaya inanmadığını anlamalıydı. Bir an bu ayrıntıyı nasıl atladığına inanamadı. “Neymiş o meseleler?” “Ezilenler, düşkünler, sömürülenler! Senin dünyadan haberin yok! Bunlar varken insan hiç efsanelerle vakit kaybeder mi? Hem de senin gibi yetenekli bir yazar! Böyle saçmalıklarla uğraşsın!” İnandığı değerlere ‘saçmalık’ denmesine bozulsa da sesini çıkarmadı. Çünkü ilk eleştirmeni haklıydı. Bunca acı gerçeğin ortasında tarihi güzellemelere ve destanlara öncelik vermek haksızlık olurdu. “Peki, ne önerirsin?” diye sordu. Yeni eleştirmen fikrine ihtiyaç duyulmanın haklı gururuyla: “Benimle gel, bize katıl!”

“Siz kimsiniz?”

“Yahu, sen gel!”

Böylelikle genç yazar yeni bir kızıl ufka doğru ilerlemeye başladı. Gittikleri yer, adı sanı pek bilinmeyen küçük Marksist partilerden birinin lokaliydi. Büyük bir yer olmamasına rağmen içerisi bir hayli kalabalıktı. Duman altı ve buram buram ter kokan bu küçük yerde, İspanyolca nağmeler okey taşlarının ve tartışmaların gürültüsüne karışıyordu. Kendisini bekleyen sakallı iki genç ile bir masaya oturdular. Önceden söylenen çaylar masaya kondu. Sakallı gençlerden biri çayın gelmesiyle birlikte bir sigara yaktı ve paketin açık tarafını genç yazara uzattı. Genç yazar teşekkür ederek içmediğini söyledi.

Sakallı gençlerden diğeri söze başladı: “Ne kadar iyi bir yazar olduğunu biliyoruz ve seninle işbirliği yapmak istiyoruz.” Genç yazar meraklanmıştı, “Nasıl yani?” diye sordu. Diğeri devam etti: “Sen bizim için propaganda yazıları yazacaksın, biz de seni Propaganda Genel Sekreteri yapacağız.” Teklifin içeriğini tam olarak anlamamıştı. Propagandayı anlamıştı ama genel sekreterlik neydi? Teklifte bulunan sakallı bu yeni yoldaşın durumu tam olarak anlayamadığını fark etmişti: “Yalnız olmayacaksın. Biz sana yazılarında kullanman için bol malzeme temin edeceğiz. Sen de partimizi ve devrime olan inancımızı destekleyecek yazılar yazacaksın.”

Genç yazar bu sözlerin ardından sormadan edemezdi: “Yani?”

“Yani, sen sadece yazacaksın!” Sözlerini bitiren sakallı diğerini de yanına alarak Propaganda Genel Sekreterinin devrim yazıları yazabilmesi için ‘malzeme’ edinmeye gitti.

Genç yazar kendisine sağlanan imkânlardan ve yeni unvanından memnundu. Verilen broşürleri ve kitapları kısa sürede okuyup bitirdi. Yardımcılarından gelen malzemeleri yazılarda değerlendirmeye başladı. Devrimci havaya girebilmek için yazdıkları ve okudukları, onu etkisi altına altmıştı. Propaganda yazılarını daha bir şevkle yazıyor, hayatı boyunca koruduğu tüm değerleri amansız devrim mücadelesinde kalemiyle delik deşik ediyordu! Kimi şiirlerde kızıl ufkun özlemini derinden hissettiriyor kiminde ise hastalık ve açlıktan ölen yoksul ailelerin çocuklarını öyle bir anlatıyordu ki okuyan herkes çocukların kurmaca olduklarını unutup nerede olduklarını soruyordu! Bu etkileyici eserler ile yıldızı parlayan genç yazar parti içinde daha çok söz hakkı olmasının gerektiğini hatta neden partiye önderlik edemeyeceğini merak ediyordu. Yardımcılarına bu merakını anlattığında sakallılardan biri “ Bak, seni anlıyoruz ama bizim önderimiz zaten var. Hem sen önder olursan propaganda işini kim yürütecek?” Genç yazar kendinden emin bir şekilde cevapladı “Ben ikisini de yaparım!” Sakallı hafif bir tebessüm ile devam etti “Amansız bir devrim mücadelesinde olduğumuzun farkındasın ve sen de bizim gibi bu yönde çalışıyorsun! Bu mücadelede herkesin bir yükümlülüğü var! Amansız devrim mücadelesinde başarı ancak herkesin üzerine düşeni yapması ile sağlanacak kolektif uyum ile mümkün olabilir! Önderimiz Komünhan Kızılbayrak böyle buyurmuyor muydu?” Önder Kızılbayrak’ın tüm eserlerini su gibi içmişti. Kendisine de büyük saygısı vardı. Bununla birlikte Önder Kızılbayrak’ın izinden giderek bir Kızılbayrak da o olmak istiyordu!

Genç yazarın bilmediği ya da görmezden geldiği bir gerçek vardı, parti içindeki görünmez hiyerarşi! Ona birileri tarafından bir görev biçilmişti ve bu görevin getirisinden fazlasını isteyemez hatta düşünemezdi. Ama ısrarlıydı. Önderlik onun da hakkıydı! Yukarıdakilerin bu tutkulu genç yazarın “isteğinden” haberdar olmaları fazla uzun sürmedi. Kendi aralarında toplanıp genç yazarın isteğini ve yaptıklarını enine boyuna değerlendirdiler. Bir yazarın partiye önderlik etmesinin belli sakıncaları vardı. Kendi hakkında istediğini yazabilecek, ne yaptıysa bire bin katarak anlatacaktı. Üstelik edebi yeteneğini daha da işlevsel kullanarak kendinden önceki önderleri parti tarihinin derinliklerine göndererek yepyeni bir tarih de yazabilirdi. Bugüne kadar büyük işler yapmış olması bir gün işlerin başına geçeceği manasına gelmiyordu. Yapılması gereken belliydi, genç yazar daha fazla köklenip güçlenmeden piç bir ot gibi sökülüp atılacaktı. Ama nasıl? Parti tabanı bu durumu nasıl karşılardı? Üstelik Ulu Önder Komünhan Kızılbayrak da genç yazarın yazılarını severek okuyanlardandı! Belli etmese de genç yazara diğerlerinden biraz daha değer veriyordu.

Ulu Önder Komünhan Kızılbayrak doksanına merdiven dayamıştı ve tüm beklentilere rağmen ölerek muhalifleri sevindirmiyordu! Partinin bu şubesindeki muhalifler de bu umut kervanına dahildi! Ümitvarlardan biri “Kızılbayrak’a durumu anlatalım. Genç yazardan ‘sağdan dönme göstermelik devrimci’ diye bahseder, birkaç bir şey daha ekleriz. Mesela kadın düşkünlüğü gibi!” diyerek fikrini açtı. Fikir beğenildi. Tatbik etmek için partinin bir kadın üyesini ayarladılar. Kadın üye Genç yazara bir arkadaşı için aşk şiirleri yazdıracaktı. Yazılan şiirler ise genç yazarın, takıntılı olduğu kadınlara yazdığı şiirler olarak Kızılbayrak’a sunulacaktı.

Önder Kızılbayrak hainlerden ve parti içindeki kadın düşkünlerinden zerre haz etmezdi. Daha önce de bunlar gibi suçlardan yüzlerce parti üyesini ihraç ettirmişti. Yine öyle olacaktı. Kendisi için hazırlanan tezgahtan habersiz olan genç yazar propaganda yazıları yazmaya devam ediyordu. Yazıların da tutkuyu artırmakla birlikte neredeyse her yazıda bir adamın kızıl gölgesini dolaştırıyordu! Kimi zaman düşen bir çocuğu kaldıran gizemli adam kimi zamanda yoksullar için banka soyuyordu. Ama genelde, yazıların sonunda kimsenin tanımadığı biri olarak gelişi kadar gizemli bir gidişi oluyordu. O, böyle yazadursun Önder Kızılbayrak’a bir telefon görüşmesinde herşey bire bin katarak anlatılıyordu. Takribi bir hafta sonra Önder Kızılbayrak’ın eline büyük bir zarf geçti. Zarfta genç yazarın partiyle olan tüm ilişkisini bitirebilecek her türlü yalanın yazılı olduğu on sayfalık bir rapor vardı. Önder Kızılbayrak tüm raporu sabırla okudu. Yazılarından tanıdığı ve tutkusuna hayran kaldığı bu genç yazarın böyle şeyler yapacağına inanamadığından raporu defalarca okudu. Sonunda ikna olmak zorunda kaldı. İstemeyerek de olsa parti teşkilatına açtığı telefonda şu emri verdi:

“Döndüğü sağdan yolcu edin!”

Partinin görünmez sahipleri bu emri seve seve yerine getireceklerdi. Genç yazara yardımcı olan sakallıları çağırdılar. Gerekenleri anlatıp yeni bir propaganda yazarı bulmaları için talimat verdiler. Sakallılar genç yazarı parti lokaline çağırdılar. Genç yazar önderlik isteğinin partinin üst kesimlerinde değerlendirileceğini biliyordu. Ama olumsuz bir şey olacağını sanmıyordu. Herhalde yardımcıları ona müjdeli haberi vereceklerdi. Parti binasına varıp sakallılarla buluştuğunda yüzlerinde ki ifadeden ters bir durum olduğunu anlamıştı. Sakallılardan biri hemen lafa girdi “Sen önderlik hevesiyle döktürürken yukarıdan senin ihraç edilmen için emir geldi!” genç yazar anlamamıştı “Nasıl yani? Suçum neymiş?” diye sordu. Sakallı “Hainlik ve kadın düşkünlüğü!” Genç yazar hiddetle ayağa kalkıp bağırmaya başladı. “Sen ne dediğinin farkında mısın? Ben tüm ömrümü amansız devrim mücadelesine adadım! Gece mi gündüzüme katarak çalıştım! Yazdım ve yazdım! Sırf bu iş yüzünden okulu iki sene uzattım! Sen kakmış bana hain diyorsun!” Sakallı, genç yazarın bu tepkisine ilk kez şahit oluyordu. Ancak o şaşırmakla kızmak arası duralarken diğer sakallı bu tepkili yoldaşı bastırmak için ayağa kalktı “Yanılmaz önderimiz Komünhan Kızılbayrak senin iğrenç bir hain ve kadın düşkünü olduğuna karar verdi! Bu karara ön yargılardan değil, devrimci ahlakı koruma grubunun raporlarıyla vardı! Bütün o aşk mektupları yalan mıydı? Hem sen eskiden sağdaydın! Seni oradan döndüren bizdik! Sana güvenip coşkumuzu, sevincimizi ve hüznümüzü emanet ettik! Sen ise hem hainlik yaptın hem de kadın yoldaşlarımıza meta olarak yaklaştın! Yalan mı?” Sakallı, yalandan da olsa genç yazardan daha öfkeli davranabilmişti. Lokaldekiler, uğraştıklarını bir kenara bırakarak karışmadan olanları izliyorlardı.

Genç yazar, aşk şiirlerini inkar edemezdi. Ama anlatamazdı da! Hainlik suçlamasına karşılık ise karşı tarafın hiçbir kanıtı yoktu. Buna rağmen haklı olduklarına inançları tamdı. Tablo netleşiyordu. İstenmiyordu! Aradıkları şey bir mazaretti ve onu da sonunda bulmuşlardı. Partinin üst kesimindekiler onun önderliğe niyetlenmesinden rahatsızdı. Ya onların dediği olacaktı yada partiden ayrılacaktı! “Demek mesele bu!” diye düşündü. Derin bir nefes aldı. Tüm gücüyle demin kendisine bağıran sakallıya bir yumruk attı. İlk yumruğun hedefini bulmasının ardından diğer sakallı ayağa fırladı yerde sandalyeleri yıkarak geriye düşen arkadaşını kaldırmayı düşünmeyi bir an düşünse de genç yazara aynı şiddette bir karşılık vermeyi daha uygun buldu. Genç yazar üzerine gelen yumruktan ani bir manevra ile kurtuldu. Sakallı ıska geçtikten sonra savunmasız kalmıştı. Bu açığını yüzüne yediği bir yumrukla ödedi. Elinin bu kadar ağır olduğu bilmiyordu. Kendi gücüne şaşırmıştı. Sakallıların ikisi de yerden kalkamamıştı! Elleri üzerlerinde doğruluyorlarken. Genç yazar öfkeyle yere tükürdü. Çıkmak için kapıya yönelmişti ki balyoz gibi bir yumruğun sağ gözüne gelmesiyle yıldızları gördü! O an sayamayacağı kadar çok yumruk ve tekme yemeye başladı. Kaç kişi tarafından dövüldüğünü bilmiyordu! Seslerinden tanıyabildiği kadarıyla beş altı kişi vardı. Ne karşı koyabiliyor ne de kaçabiliyordu! Yerde büzüşmüş halde yatarak yumruk ve tekmelerden oluşan bu fırtınanın dinmesini bekliyordu.

Fırtına sonunda dinmişti. Yarı baygın haldeydi ve her tarafı ağrıyordu. Birilerinin kollarından tutarak kendisini sürüklediğini farketti. Ne kadar sürüklendiğini bilmiyordu. En sonunda bir yerde bıraktılar. Kendine geldiğinde parti lokalinin bulunduğu apartmanın girişindeydi. Zorlukla ayağa kalktı. Apartmandan çıktığında kendisini görenler korkuyla yanına koştu. Yardım etmek isteyenlerden bir kişi genç yazara omuz verdi. Birlikte bir taksiye bindiler. Taksiye giderken kalabalıktan duruma ilişkin değerlendirmeler duyuluyordu “Bak şu komünistlere! Nasıl dövmüşler çocuğu! Ulan insafsızlar! Orrrossspuçocukları!” Genç yazara hastanede hemşire pansuman yaparken; “Sana ne oldu böyle, neden yaptılar bunu? Şikâyetçi olmalısın, bırakma bunları yanlarına!” diyerek kendince tavsiyede bulunuyordu. Hemşirenin yumuşak elleri ile yaraya bastırdığı tentürdiyotlu pamuğun acısıyla yazar dile geldi; “Ahh! Önemli değil hemşire hanım! Amansız bir devrim mücadelesinden çıktım sadece! Ah! Hem bir devrimci şikayet etmez! Ahh!” Hemşire üstelemedi. Genç yazarı pansumanı bitirdikten sonra geçmiş olsun dilekleriyle uğurladı. Taksiye birlikte bindikleri adam ve taksici kendisini bekliyorlardı. Önceden yardımcı olan adam “Kardeş geçmiş olsun. Sende para var mı? Ben aceleyle çıkarken yanıma para almamışım da.” dedi. Genç yazar ceplerini yokladı. Eline geçen elli lirayı uzattı. “Kalanı ile beni eve götürünüz!” Taksici bu teklifi kabul etti. Gerçi elli lira yetmezdi. Ama komünistlerin dövdüğü bu mazluma yardım etmek gerekirdi.

Genç yazarın hastaneye getirilmesinde yardımcı olan adam yerine bırakıldıktan sonra, taksici genç yazarın evine doğru devam etti. Genç yazar, eve vardığında ilk iş olarak Önder Kızılbayrak’a ait tüm eserleri topladı ve öfkeyle yırtmaya başladı. Yırtarken darbe aldığı yerleri acıyordu. “Ah! Of!” inlemeleriyle tüm eserleri yırtıp bir çöp torbasına doldurmayı başardı. Biraz yatıp uyumayı denedi. Ama ağrıdan uyuyamadı. Savaşmaya, yani yazmaya karar verdi! Kâğıt kalem alıp yazmaya başladı: “Kızılbayrakizm’in Amansız Devrim Mücadelesindeki Tutarsızlıkları”
Kavga daha yeni başlıyordu…

             

Doğuhan Dağ

1986 yılının 9 Ocağında Sivas'ın Kangal ilçesinde doğdu. Aslen Kırşehir Akçakent'lidir. Çocukluğu muhtelif yerleşkelerde geçti, bu sebepten kendini bir yere ait hissedemedi. Ama en çok Çorum'un Osmancık ilçesini sevdi. Üniversite yıllarını Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde Antropolojiyle geçirdi. Mezun olmasına rağmen hayatının yarısı Antropoloji, diğer yarısı da muhtelif amaçlar içindir. Edebiyatla münasebeti fazla eskiye gitmez (8-9 yıl). Masal Fanzin'de "Ölü Cenin" ismiyle yazmışlığı vardır. Yazmayı, okumayı, koşmayı ve bisiklete binmeyi sever.

ÖncekiAşk Hakkında...
SonrakiGarip Bir Mustafa Yalnızlığı